İstanbul Akşam 18:14

16 Cemaziyelevvel 1448 Destek

10. sure · Kur'an-ı Kerim

Yûnus Suresi: Arapça, Okunuşu ve Meali

Yûnus, Kur'an-ı Kerim'in 10. suresidir; Mekkî olarak sınıflandırılır ve 109 ayettir. Diyanet mushafında 11. cüzde , 208. sayfada başlar, 221. sayfada biter. Aşağıda her ayetin Arapçası, Türkçe okunuşu ve meali yer alır.

  • Kaynak: Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisi
  • Son güncelleme:
  • 10. sure
  • Mekkî
  • 109 ayet
  • 11. cüz · sayfa 208–221

Yûnus suresinin Arapçası, okunuşu ve meali

Besmele: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

  1. Yûnus 10/1

    الٓـرٰࣞ تِلْكَ اٰيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكٖيمِ

    Okunuş

    Elif lam ra, tilke ayatul kitabil hakim.

    Meal

    Elif-lâm-râ. Bunlar hüküm ve hikmet dolu kitabın âyetleridir.

  2. Yûnus 10/2

    اَكَانَ لِلنَّاسِ عَجَباً اَنْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى رَجُلٍ مِنْهُمْ اَنْ اَنْذِرِ النَّاسَ وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اَنَّ لَهُمْ قَدَمَ صِدْقٍ عِنْدَ رَبِّهِمْؕ قَالَ الْكَافِرُونَ اِنَّ هٰذَا لَسَاحِرٌ مُبٖينٌ

    Okunuş

    E kane linnasi aceben en evhayna ila reculin minhum en enzirin nase ve beşşirillezine amenu enne lehum kademe sıdkın inde rabbihim, kalel kafirune inne haza le sahırun mubin.

    Meal

    İçlerinden bir kişiye, “insanları uyar ve iman edenlerin Allah katında değerli bir yeri bulunduğunu müjdele” diye vahiy göndermemiz insanlar için şaşılacak bir şey midir? Bir de inkâr edenler, “bu, kuşkusuz apaçık bir büyücü” demektedirler.

  3. Yûnus 10/3

    اِنَّ رَبَّكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ فٖي سِتَّةِ اَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوٰى عَلَى الْعَرْشِ يُدَبِّرُ الْاَمْرَؕ مَا مِنْ شَفٖيعٍ اِلَّا مِنْ بَعْدِ اِذْنِهٖؕ ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُؕ اَفَلَا تَذَكَّرُونَ

    Okunuş

    İnne rabbekumullahullezi halakas semavati vel arda fi sitteti eyyamin summesteva alel arşi yudebbirul emr, ma min şefiin illa min ba'di iznih, zalikumullahu rabbukum fa'buduh, e fe la tezekkerun.

    Meal

    Kuşkusuz rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da (yarattığı) arşa hâkim olan, her işi yöneten Allah’tır. O izin vermedikçe şefaat edecek biri de yoktur. İşte bu Allah sizin rabbinizdir, öyleyse O’na kulluk ediniz. Bunları düşünmez misiniz!

  4. Yûnus 10/4

    اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ جَمٖيعاًؕ وَعْدَ اللّٰهِ حَقاًّؕ اِنَّهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ لِيَجْزِيَ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ بِالْقِسْطِؕ وَالَّذٖينَ كَفَرُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمٖيمٍ وَعَذَابٌ اَلٖيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَ

    Okunuş

    İleyhi merciukum cemia, va'dallahi hakka, innehu yebdeul halka summe yuiduhu li yecziyellezine amenu ve amilus salihati bil kıst, vellezine keferu lehum şerabun min hamimin ve azabun elimun bima kanu yekfurun.

    Meal

    Hepiniz dönüp O’nun huzurunda toplanacaksınız, bu Allah’ın gerçek vaadidir. O, baştan yaratır, sonra da yaratmayı tekrar eder ki, iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları adaletle ödüllendirsin! İnkâr yolunu tutmaları sebebiyle münkirlerin nasibi ise kaynar bir içecek ve acı veren bir azaptır.

  5. Yûnus 10/5

    هُوَ الَّذٖي جَعَلَ الشَّمْسَ ضِيَٓاءً وَالْقَمَرَ نُوراً وَقَدَّرَهُ مَنَازِلَ لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنٖينَ وَالْحِسَابَؕ مَا خَلَقَ اللّٰهُ ذٰلِكَ اِلَّا بِالْحَقِّؕ يُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Huvellezi cealeş şemse dıyaen vel kamere nuren ve kadderehu menazile li ta'lemu adedes sinine vel hisab, ma halakallahu zalike illa bil hakk, yufassılul ayati li kavmin ya'lemun.

    Meal

    Güneşi aydınlatıcı, ayı ise aydınlık yapan, yılların sayısını ve hesaplamayı bilesiniz diye ona menziller belirleyen O’dur. Allah bütün bunları hikmet ve fayda esasına göre yarattı. Bilme kabiliyetinde olanlar için de âyetlerini detaylı bir şekilde gözler önüne seriyor.

  6. Yûnus 10/6

    اِنَّ فِي اخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا خَلَقَ اللّٰهُ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَّقُونَ

    Okunuş

    İnne fihtilafil leyli ven nehari ve ma halakallahu fis semavati vel ardı le ayatin li kavmin yettekun.

    Meal

    Geceyle gündüzün farklı olmasında, Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı bunca varlıkta, O’na saygısızlıktan sakınanlar için büyük işaretler vardır.

  7. Yûnus 10/7

    اِنَّ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا وَرَضُوا بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَاطْمَاَنُّوا بِهَا وَالَّذٖينَ هُمْ عَنْ اٰيَاتِنَا غَافِلُونَۙ

    Okunuş

    İnnellezine la yercune likaena ve radu bil hayatid dunya vatme'ennu biha vellezine hum an ayatina gafilun.

    Meal

    Bu ayetin meali 8. ayetle birlikte verilir.

  8. Yûnus 10/8

    اُو۬لٰٓئِكَ مَأْوٰيهُمُ النَّارُ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

    Okunuş

    Ulaike me'vahumun naru bima kanu yeksibun.

    Meal

    (7-8) Bize kavuşma ümidi taşımayanlar, dünya hayatıyla yetinip onunla mutlu ve huzurlu olanlar, kanıtlarımıza aldırış etmeyenler var ya, hak ettikleri için onların yeri ateştir.

  9. Yûnus 10/9

    اِنَّ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ يَهْدٖيهِمْ رَبُّهُمْ بِاٖيمَانِهِمْۚ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهِمُ الْاَنْهَارُ فٖي جَنَّاتِ النَّعٖيمِ

    Okunuş

    İnnellezine amenu ve amilus salihati yehdihim rabbuhum bi imanihim, tecri min tahtihimul enharu fi cennatin naim.

    Meal

    İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlara gelince, rableri onlara, inanmaları sebebiyle yol gösterir; nimetlerle dolu cennetlerde onların bulundukları yerin altından ırmaklar akar.

  10. Yûnus 10/10

    دَعْوٰيهُمْ فٖيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فٖيهَا سَلَامٌۚ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمٖينَࣖ

    Okunuş

    Da'vahum fiha subhanekellahumme ve tehiyyetuhum fiha selam, ve ahıru da'vahum enil hamdulillahi rabbil alemin.

    Meal

    Orada onların duaları, “Sen bütün noksan sıfatlardan uzaksın Allahım!”; karşılıklı iyi dilekleri de “selâm” şeklinde olacaktır. Duaları da, “Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun” diyerek son bulur.

  11. Yûnus 10/11

    وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّٰهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُمْ بِالْخَيْرِ لَقُضِيَ اِلَيْهِمْ اَجَلُهُمْؕ فَنَذَرُ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا فٖي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

    Okunuş

    Ve lev yuaccilullahu lin nasiş şerresti'calehum bil hayri le kudiye ileyhim eceluhum, fe nezerullezine la yercune likaena fi tugyanihim ya'mehun.

    Meal

    Eğer insanlar iyi olanı çarçabuk istedikleri gibi kötü olanı da Allah onlar için hemen gerçekleştirseydi derhal sonları gelirdi. Bize kavuşacaklarına inanmayanları, azgınlıkları içinde bocalayıp durmak üzere kendi hallerine bırakırız.

  12. Yûnus 10/12

    وَاِذَا مَسَّ الْاِنْسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنْبِهٖٓ اَوْ قَاعِداً اَوْ قَٓائِماًۚ فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَاَنْ لَمْ يَدْعُنَٓا اِلٰى ضُرٍّ مَسَّهُؕ كَذٰلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفٖينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Ve iza messel insaned durru deana li cenbihi ev kaiden ev kaima, fe lemma keşefna anhu durrehu merre ke'en lem yed'una ila durrin messeh, kezalike zuyyine lil musrifine ma kanu ya'melun.

    Meal

    İnsanın başına zararlı bir şey geldiğinde yan üstü yatarken veya otururken ya da ayakta iken hemen bize dua etmeye koyulur; onu zararlı durumundan kurtardığımızda ise -sanki başına gelen zararı gidermeye bizi çağırıp yalvarmamış gibi- inkârcılığa dönüp yoluna devam eder; haddi aşanlara işte bu şekilde yaptıkları güzel görünmektedir.

  13. Yûnus 10/13

    وَلَقَدْ اَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواۙ وَجَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُواؕ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمٖينَ

    Okunuş

    Ve lekad ehleknel kurune min kablikum lemma zalemu ve caethum rusuluhum bil beyyinati ve ma kanu li yu'minu, kezalike neczil kavmel mucrimin.

    Meal

    Sizden önceki nice nesilleri, haksızlık ve kötülük yoluna saptıklarında yok ettik; halbuki peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi, ama onların iman edecekleri yoktu. Günah yolunu seçen toplulukları işte böyle cezalandırırız.

  14. Yûnus 10/14

    ثُمَّ جَعَلْنَاكُمْ خَلَٓائِفَ فِي الْاَرْضِ مِنْ بَعْدِهِمْ لِنَنْظُرَ كَيْفَ تَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Summe cealnakum halaife fil ardı min ba'dihim li nanzure keyfe ta'melun.

    Meal

    Nasıl davranacağınızı görelim diye yeryüzünde sizi, onlardan sonra yerlerine getirdik.

  15. Yûnus 10/15

    وَاِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُنَا بَيِّنَاتٍۙ قَالَ الَّذٖينَ لَا يَرْجُونَ لِقَٓاءَنَا ائْتِ بِقُرْاٰنٍ غَيْرِ هٰذَٓا اَوْ بَدِّلْهُؕ قُلْ مَا يَكُونُ لٖٓي اَنْ اُبَدِّلَهُ مِنْ تِلْقَٓائِ۬ نَفْسٖيۚ اِنْ اَتَّبِعُ اِلَّا مَا يُوحٰٓى اِلَيَّۚ اِنّٖٓي اَخَافُ اِنْ عَصَيْتُ رَبّٖي عَذَابَ يَوْمٍ عَظٖيمٍ

    Okunuş

    Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin kalellezine la yercune likaena'ti bi kur'anin gayri haza ev beddilh, kul ma yekunu li en ubeddilehu min tilkai nefsi, in ettebiu illa ma yuha ileyy, inni ehafu in asaytu rabbi azabe yevmin azim.

    Meal

    Kendilerine âyetlerimiz açıkça okunup anlatılınca bize geleceklerine inanmayanlar, “Bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” dediler. Onlara şöyle de: “Onu kendiliğimden değiştirmeye hak ve yetkim yoktur, ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Eğer rabbime itaatsizlik edersem şüphesiz dehşetli bir günün azabından korkarım.”

  16. Yûnus 10/16

    قُلْ لَوْ شَٓاءَ اللّٰهُ مَا تَلَوْتُهُ عَلَيْكُمْ وَلَٓا اَدْرٰيكُمْ بِهٖؗ فَقَدْ لَبِثْتُ فٖيكُمْ عُمُراً مِنْ قَبْلِهٖؕ اَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Okunuş

    Kul lev saallahu ma televtuhu aleykum ve la edrakum bihi, fe kad lebistu fikum umuren min kablih, e fe la ta'kilun.

    Meal

    Yine de ki: “Allah (öyle) dileseydi ne ben onu size okuyabilirdim ne de siz onu anlayabilirdiniz; o gelmeden aranızda uzun bir süre yaşadım, siz aklınızı kullanıp düşünmez misiniz?”

  17. Yûnus 10/17

    فَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِاٰيَاتِهٖؕ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْمُجْرِمُونَ

    Okunuş

    Fe men azlemu mimmeniftera alallahi keziben ev kezzebe bi ayatih, innehu la yuflihul mucrimun.

    Meal

    Allah hakkında yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimse var mıdır? Günah yoluna sapanların kurtuluşu yoktur.

  18. Yûnus 10/18

    وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ شُفَعَٓاؤُ۬نَا عِنْدَ اللّٰهِؕ قُلْ اَتُنَبِّؤُ۫نَ اللّٰهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمٰوَاتِ وَلَا فِي الْاَرْضِؕ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Okunuş

    Ve ya'budune min dunillahi ma la yedurruhum ve la yenfeuhum ve yekulune haulai şufeauna indallah, kul e tunebbiunallahe bima la ya'lemu fis semavati ve la fil ard, subhanehu ve teala amma yuşrikun.

    Meal

    Allah’ı bırakıp kendilerine fayda da zarar da veremeyen şeylere tapıyorlar ve “Bunlar Allah katında bizim aracılarımız” diyorlar. Onlara şöyle de: “Göklerde ve yerde Allah’ın bilmediği bir şeyi O’na bildirmeye mi kalkışıyorsunuz? Onların yakıştırdıkları ortaklardan O’nun yüce ve münezzeh olduğunda şüphem yoktur.”

  19. Yûnus 10/19

    وَمَا كَانَ النَّاسُ اِلَّٓا اُمَّةً وَاحِدَةً فَاخْتَلَفُواؕ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ فٖيمَا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Okunuş

    Ve ma kanen nasu illa ummeten vahideten fahtelefu, ve lev la kelimetun sebekat min rabbike le kudiye beynehum fima fihi yahtelifun.

    Meal

    İnsanlar (inanç birliği içinde bütünleşmiş) tek bir topluluktan ibaretti, sonra aralarında inanç farklılığı oluştu. Eğer rabbinin katından daha önce verilmiş bir söz olmasaydı, ayrılığa düştükleri konuda aralarında hüküm verilir, iş bitirilirdi.

  20. Yûnus 10/20

    وَيَقُولُونَ لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَةٌ مِنْ رَبِّهٖۚ فَقُلْ اِنَّمَا الْغَيْبُ لِلّٰهِ فَانْتَظِرُواۚ اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَࣖ

    Okunuş

    Ve yekulune lev la unzile aleyhi ayetun min rabbih, fe kul innemel gaybu lillahi fenteziru, inni meakum minel muntazirin.

    Meal

    “Ona rabbinden bir işaret gelse ya!” diyorlar. De ki: “Gaybı bilmek Allah’a mahsustur; bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.”

  21. Yûnus 10/21

    وَاِذَٓا اَذَقْنَا النَّاسَ رَحْمَةً مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُمْ اِذَا لَهُمْ مَكْرٌ فٖٓي اٰيَاتِنَاؕ قُلِ اللّٰهُ اَسْرَعُ مَكْراًؕ اِنَّ رُسُلَنَا يَكْتُبُونَ مَا تَمْكُرُونَ

    Okunuş

    Ve iza ezaknen nase rahmeten min ba'di darrae messethum iza lehum mekrun fi ayatina, kulillahu esrau mekra, inne rusulena yektubune ma temkurun.

    Meal

    İnsanlara dokunan bir zarardan sonra bir rahmet tattırdığımızda bir de bakarsın ki onlar, bize ait işaretler üzerinde hileye sapmışlardır. De ki: “Hileye karşı Allah’ın tedbiri daha çabuktur.” Şüphesiz elçilerimiz sizin hile ve düzenlerinizi kaydediyorlar.

  22. Yûnus 10/22

    هُوَ الَّذٖي يُسَيِّرُكُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِؕ حَتّٰٓى اِذَا كُنْتُمْ فِي الْفُلْكِۚ وَجَرَيْنَ بِهِمْ بِرٖيحٍ طَيِّبَةٍ وَفَرِحُوا بِهَا جَٓاءَتْهَا رٖيحٌ عَاصِفٌ وَجَٓاءَهُمُ الْمَوْجُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَظَنُّٓوا اَنَّهُمْ اُحٖيطَ بِهِمْۙ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَۚ لَئِنْ اَنْجَيْتَنَا مِنْ هٰذِهٖ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرٖينَ

    Okunuş

    Huvellezi yuseyyirukum fil berri vel bahr, hatta iza kuntum fil fulk, ve cereyne bihim bi rihin tayyibetin ve ferihu biha caetha rihun asifun ve caehumul mevcu min kulli mekanin ve zannu ennehum uhita bihim deavullahe muhlisine lehud din, le in enceytena min hazihi le nekunenne mineş şakirin.

    Meal

    Karada ve denizde yol alıp ilerlemenizi sağlayan O’dur. Gemide bulunduğunuzda, güzel bir rüzgârla gemiler onları kaydırıp götürdüğü ve bu yüzden sevinç içinde oldukları sırada onları bir fırtına yakalar, üzerlerine her taraftan dev dalgalar gelmeye başlar, kuşatıldıklarını zannederler, (işte bu durumda) “Eğer bizi bu felâketten kurtarırsan vallahi sana şükredenlerden olacağız” diye - din ve ibadeti yalnız O’na özgü kılarak- Allah’a dua ederler.

  23. Yûnus 10/23

    فَلَمَّٓا اَنْجٰيهُمْ اِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِي الْاَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّؕ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْۙ مَتَاعَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Fe lemma encahum iza hum yebgune fil ardı bi gayril hakk, ya eyyuhen nasu innema bagyukum ala enfusikum metaal hayatid dunya summe ileyna merciukum fe nunebbiukum bima kuntum ta'melun.

    Meal

    (Allah) onları kurtardığında bir de görürsün ki bulundukları yerde hak hukuk tanımazlar! Ey İnsanlar! Taşkınlığınız ancak sizin zararınızadır. Dünya hayatının geçici menfaati ...Sonra gelişiniz bizedir, geldiğinizde size yaptıklarınızın ne olduğunu bildireceğiz.

  24. Yûnus 10/24

    اِنَّمَا مَثَلُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَٓاءٍ اَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَٓاءِ فَاخْتَلَطَ بِهٖ نَبَاتُ الْاَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْاَنْعَامُؕ حَتّٰٓى اِذَٓا اَخَذَتِ الْاَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّـنَتْ وَظَنَّ اَهْلُهَٓا اَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَٓاۙ اَتٰيهَٓا اَمْرُنَا لَيْلاً اَوْ نَهَاراً فَجَعَلْنَاهَا حَصٖيداً كَاَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْاَمْسِؕ كَذٰلِكَ نُفَصِّلُ الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

    Okunuş

    İnnema meselul hayatid dunya ke main enzelnahu mines semai fahteleta bihi nebatul ardı mimma ye'kulun nasu vel en'am, hatta iza ehazetil ardu zuhrufeha vezzeyyenet ve zanne ehluha ennehum kadirune aleyha etaha emruna leylen ev neharen fe cealnaha hasiden ke en lem tagne bil ems, kezalike nufassilul ayati li kavmin yetefekkerun.

    Meal

    Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su misalidir ki, insanların ve hayvanların yediği yer bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Yeryüzü bu güzelliğe kavuşup süslendiğinde ve sahipleri bu güzellikleri kendi güçlerine bağladıklarında oraya, bir gece vakti yahut güpegündüz emrimiz ulaşır da onu -sanki dün de yokmuş gibi- kökünden biçilmiş hale getiririz. Düşünenler için âyetlerimizi işte böyle açıklıyoruz.

  25. Yûnus 10/25

    وَاللّٰهُ يَدْعُٓوا اِلٰى دَارِ السَّلَامِؕ وَيَهْدٖي مَنْ يَشَٓاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ

    Okunuş

    Vallahu yed'u ila daris selam, ve yehdi men yeşau ila sıratin mustekim.

    Meal

    Allah esenlik yurduna çağırıyor ve dilediğini doğru yola iletiyor.

  26. Yûnus 10/26

    لِلَّذٖينَ اَحْسَنُوا الْحُسْنٰى وَزِيَادَةٌؕ وَلَا يَرْهَقُ وُجُوهَهُمْ قَتَرٌ وَلَا ذِلَّةٌؕ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

    Okunuş

    Lillezine ahsenul husna ve ziyadeh, ve la yerheku vucuhehum katerun ve la zilleh, ulaike ashabul cenneh, hum fiha halidun.

    Meal

    Güzel yapanlara daha güzeli, bir de fazlası vardır. Onların yüzlerinde ne toz toprak bulaşığı olur ne de aşağılanmışlık izi. İşte bunlar cennetlik kullardır, kendileri orada sonsuza kadar kalıcıdırlar.

  27. Yûnus 10/27

    وَالَّذٖينَ كَسَبُوا السَّيِّـَٔاتِ جَزَٓاءُ سَيِّئَةٍ بِمِثْلِهَاۙ وَتَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌؕ مَا لَهُمْ مِنَ اللّٰهِ مِنْ عَاصِمٍۚ كَاَنَّـمَٓا اُغْشِيَتْ وُجُوهُهُمْ قِطَعاً مِنَ الَّيْلِ مُظْلِماًؕ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ

    Okunuş

    Vellezine kesebus seyyiati cezau seyyietin bi misliha ve terhekuhum zilleh, ma lehum minallahi min asim, ke ennema ugsiyet vucuhuhum kita'an minel leyli muzlima, ulaike ashabun nar, hum fiha halidun.

    Meal

    Bilerek ve isteyerek kötülük yapanlara gelince, kötülüğün karşılığı, dengi olan cezadır; bunlar aşağılanmışlık içinde yaşarlar, kendilerini Allah’ın cezasından kurtaracak biri de yoktur. Yüzleri sanki kapkaranlık gecenin bir parçasıyla kaplanmıştır. İşte bunlar da cehennemliklerdir, kendileri orada devamlı kalıcıdırlar.

  28. Yûnus 10/28

    وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمٖيعاً ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذٖينَ اَشْرَكُوا مَكَانَكُمْ اَنْتُمْ وَشُرَكَٓاؤُ۬كُمْۚ فَزَيَّلْنَا بَيْنَهُمْ وَقَالَ شُرَكَٓاؤُ۬هُمْ مَا كُنْتُمْ اِيَّانَا تَعْبُدُونَ

    Okunuş

    Ve yevme nahsuruhum cemian summe nekulu lillezine eşreku mekanekum entum ve şurekaukum, fe zeyyelna beynehum, ve kale şurekauhum ma kuntum iyyana ta'budun.

    Meal

    Bu ayetin meali 29. ayetle birlikte verilir.

  29. Yûnus 10/29

    فَكَفٰى بِاللّٰهِ شَهٖيداً بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اِنْ كُنَّا عَنْ عِبَادَتِكُمْ لَغَافِلٖينَ

    Okunuş

    Fe kefa billahi şehiden beynena ve beynekum in kunna an ibadetikum le gafilin.

    Meal

    (28-29) Bir gün ki, onların hepsini bir araya getireceğiz sonra bize ortak koşanlara, “Siz ve ortaklarınız yerlerinizde durup bekleyin!” diyeceğiz, böylece aralarını böleceğiz ve yakıştırdıkları ortaklar onlara, “Siz bize tapmıyordunuz, sizin bize ibadet ettiğinizin farkında bile olmadığımıza Allah şahittir” diyecekler...

  30. Yûnus 10/30

    هُنَالِكَ تَبْلُوا كُلُّ نَفْسٍ مَٓا اَسْلَفَتْ وَرُدُّٓوا اِلَى اللّٰهِ مَوْلٰيهُمُ الْحَقِّ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَࣖ

    Okunuş

    Hunalike teblu kullu nefsin ma eslefet ve ruddu ilallahi mevlahumul hakkı ve dalle anhum ma kanu yefterun.

    Meal

    İşte o gün her şahıs, dünyada yaptığının karşılığını görecek, gerçek mevlâları olan Allah’ın huzuruna götürülecekler ve uydurup yakıştırdıkları putlar da onları yüzüstü bırakıp kaybolacaklardır.

  31. Yûnus 10/31

    قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَؕ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ

    Okunuş

    Kul men yerzukukum mines semai vel ardı emmen yemlikus sem'a vel ebsare ve men yuhricul hayye minel meyyiti ve yuhricul meyyite minel hayyi ve men yudebbirul emr, fe se yekulunallah, fe kul e fe la tettekun.

    Meal

    De ki: Size gökten ve yerden kim rızık veriyor? Ya da işitme ve görme yeteneklerini hükmü altında kim tutuyor? Ölüden diriyi çıkaran, diriden de ölüyü çıkaran kim? Her türlü işi kim yürütüyor? “Allah” diye cevap verecekler. “Öyleyse (O’na ortak koşmaktan) sakınmıyor musunuz?” de.

  32. Yûnus 10/32

    فَذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمُ الْحَقُّۚ فَمَاذَا بَعْدَ الْحَقِّ اِلَّا الضَّلَالُۚ فَاَنّٰى تُصْرَفُونَ

    Okunuş

    Fe zalikumullahu rabbukumul hakk, fe maza ba'del hakkı illed dalal, fe enna tusrafun.

    Meal

    İşte O Allah sizin gerçek rabbinizdir. Gerçeğin dışında sapkınlıktan başka ne olabilir ki? Nasıl yoldan çıkarılabiliyorsunuz?

  33. Yûnus 10/33

    كَذٰلِكَ حَقَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ عَلَى الَّذٖينَ فَسَقُٓوا اَنَّهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

    Okunuş

    Kezalike hakkat kelimetu rabbike alellezine feseku ennehum la yu'minun.

    Meal

    Böylece günahkârlık batağına saplananlarla ilgili olarak rabbinin verdiği, “Onlar artık iman etmeyecekler!” şeklindeki hüküm gerçekleşti.

  34. Yûnus 10/34

    قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُؕ قُلِ اللّٰهُ يَبْدَؤُا الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُ فَاَنّٰى تُؤْفَكُونَ

    Okunuş

    Kul hel min şurekaikum men yebdeul halka summe yu'iduh, kulillahu yebdeul halka summe yu'iduhu fe enna tu'fekun.

    Meal

    “O sizin tanrılaştırdığınız varlıklar arasında, bir şeyi ilk defa yaratan, sonra yaratmayı tekrar eden biri var mı?” diye sor. De ki: “İlkten yaratan da yaratmayı tekrar eden de Allah’tır. Şu halde nasıl gerçeğin dışına saptırılıyorsunuz!”

  35. Yûnus 10/35

    قُلْ هَلْ مِنْ شُرَكَٓائِكُمْ مَنْ يَهْدٖٓي اِلَى الْحَقِّؕ قُلِ اللّٰهُ يَهْدٖي لِلْحَقِّؕ اَفَمَنْ يَهْدٖٓي اِلَى الْحَقِّ اَحَقُّ اَنْ يُتَّبَعَ اَمَّنْ لَا يَهِدّٖٓي اِلَّٓا اَنْ يُهْدٰىۚ فَمَا لَكُمْࣞ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

    Okunuş

    Kul hel min şurekaikum men yehdi ilel hakk, kulillahu yehdi lil hakk, e fe men yehdi ilel hakkı ehakku en yuttebea em men la yehiddi illa en yuhda, fe ma lekum, keyfe tahkumun.

    Meal

    Tanrı diye taptıklarınız içinde hakka götüren biri var mı?” diye sor. De ki: “Hakka götüren yalnız Allah’tır.” Öyleyse hakka götüren mi izlenmeye daha lâyıktır, yoksa rehberlik edilmedikçe bir başına yolunu bulmaktan bile âciz olan mı? Size ne oluyor, nasıl yargıda bulunuyorsunuz böyle?

  36. Yûnus 10/36

    وَمَا يَتَّبِعُ اَكْثَرُهُمْ اِلَّا ظَناًّؕ اِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنٖي مِنَ الْحَقِّ شَيْـٔاًؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٖيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ

    Okunuş

    Ve ma yettebiu ekseruhum illa zanna, innez zanne la yugni minel hakkı şey'a, innallahe alimun bima yef'alun.

    Meal

    Onların çoğu sadece zanna uyuyor. Oysa zan hiçbir şekilde gerçek ve kesin bilginin yerini tutamaz. Allah, onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir!

  37. Yûnus 10/37

    وَمَا كَانَ هٰذَا الْقُرْاٰنُ اَنْ يُفْتَرٰى مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ تَصْدٖيقَ الَّذٖي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصٖيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فٖيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمٖينَࣞ

    Okunuş

    Ve ma kane hazel kur'anu en yuftera min dunillahi ve lakin tasdikallezi beyne yedeyhi ve tafsilel kitabi la reybe fihi min rabbil alemin.

    Meal

    Bu Kur’an Allah’tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir; o, kendisinden önceki kitapları (asıllarını) doğrulamakta ve konulmuş olan hükümleri açıklamaktadır; bunda kuşku yoktur, O âlemlerin rabbindendir.

  38. Yûnus 10/38

    اَمْ يَقُولُونَ افْتَرٰيهُؕ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهٖ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Okunuş

    Em yekulunefterah, kul fe'tu bi suretin mislihi ved'u menisteta'tum min dunillahi in kuntum sadikin.

    Meal

    Yoksa “Onu Muhammed uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer iddianızda doğru iseniz, o zaman onun benzeri bir sûre de siz getirin bakalım; Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de yardımınıza çağırın!”

  39. Yûnus 10/39

    بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحٖيطُوا بِعِلْمِهٖ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوٖيلُهُؕ كَذٰلِكَ كَذَّبَ الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمٖينَ

    Okunuş

    Bel kezzebu bima lem yuhitu bi ilmihi ve lemma ye'tihim te'viluh, kezalike kezzebellezine min kablihim fanzur keyfe kane akibetuz zalimin.

    Meal

    İşin gerçeği şu ki onlar, mahiyetini bilemedikleri ve henüz kendilerine yorumu yapılmamış olan şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de işte böyle yalan saymışlardı; ama bak zalimlerin sonu nice oldu!

  40. Yûnus 10/40

    وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهٖ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهٖؕ وَرَبُّكَ اَعْلَمُ بِالْمُفْسِدٖينَࣖ

    Okunuş

    Ve minhum men yu'minu bihi ve minhum men la yu'minu bih, ve rabbuke a'lemu bil mufsidin.

    Meal

    Onların arasında bu Kur’an’a inanan da var inanmayan da. Rabbin bozguncuları çok iyi bilmektedir.

  41. Yûnus 10/41

    وَاِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لٖي عَمَلٖي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْۚ اَنْتُمْ بَرٖٓيؤُ۫نَ مِمَّٓا اَعْمَلُ وَاَنَا۬ بَرٖٓيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Ve in kezzebuke fe kul li ameli ve lekum amelukum, entum beriune mimma a'melu ve ene beriun mimma ta'melun.

    Meal

    Seni yalanlamaya kalkışırlarsa şöyle de: “Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size aittir; siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim.”

  42. Yûnus 10/42

    وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُونَ اِلَيْكَؕ اَفَاَنْتَ تُسْمِـعُ الصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا لَا يَعْقِلُونَ

    Okunuş

    Ve minhum men yestemiune ileyk, e fe ente tusmius summe ve lev kanu la ya'kilun.

    Meal

    İçlerinde seni dinleyenler de var; ama sağırlara -üstelik akıllarını da işletmiyorlarsa- gerçeği sen mi duyuracaksın?

  43. Yûnus 10/43

    وَمِنْهُمْ مَنْ يَنْظُرُ اِلَيْكَؕ اَفَاَنْتَ تَهْدِي الْعُمْيَ وَلَوْ كَانُوا لَا يُبْصِرُونَ

    Okunuş

    Ve minhum men yanzuru ileyk, e fe ente tehdil umye ve lev kanu la yubsırun.

    Meal

    Onların arasında sana bakanlar da var; ama eğer görmüyorlarsa körlere doğru yolu sen nasıl göstereceksin?

  44. Yûnus 10/44

    اِنَّ اللّٰهَ لَا يَظْلِمُ النَّاسَ شَيْـٔاً وَلٰكِنَّ النَّاسَ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Okunuş

    İnnallahe la yazlimun nase şey'en ve lakinnen nase enfusehum yazlimun.

    Meal

    Gerçek şu ki Allah insanlara zerrece kötülük etmez, fakat insanlar kendilerine kötülük ediyorlar.

  45. Yûnus 10/45

    وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَاَنْ لَمْ يَلْبَثُٓوا اِلَّا سَاعَةً مِنَ النَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْؕ قَدْ خَسِرَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِلِقَٓاءِ اللّٰهِ وَمَا كَانُوا مُهْتَدٖينَ

    Okunuş

    Ve yevme yahşuruhum keen lem yelbesu illa saaten minen nehari yete arefune beynehum, kad hasirellezine kezzebu bi likaillahi ve ma kanu muhtedin.

    Meal

    Allah onları mahşerde topladığı vakit, sanki (dünyada) sadece günün bir saatinde, aralarında tanışacak kadar kısa bir süre kaldıklarını sanacaklardır. (İşte o vakit) Allah’ın huzuruna çıkarılacakları uyarısını asılsız sayanlar ve doğru yolda yaşamamış olanlar hüsrana uğramış olacaklar.

  46. Yûnus 10/46

    وَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذٖي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّـيَنَّكَ فَاِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ اللّٰهُ شَهٖيدٌ عَلٰى مَا يَفْعَلُونَ

    Okunuş

    Ve imma nuriyenneke ba'dellezi naıduhum ev neteveffeyenneke fe ileyna merciuhum summallahu şehidun ala ma yef'alun.

    Meal

    Onlara bildirdiğimiz cezanın bir kısmını ya sana gösteririz veya (görmeden) seni vefat ettiririz; ama sonuçta dönüşleri bizedir; sonra Allah onların neler yaptığına da şahittir.

  47. Yûnus 10/47

    وَلِكُلِّ اُمَّةٍ رَسُولٌۚ فَاِذَا جَٓاءَ رَسُولُهُمْ قُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Okunuş

    Ve likulli ummetin resul, feiza cae resuluhum kudıye beynehum bil kıstı ve hum la yuzlamun.

    Meal

    Her ümmetin bir peygamberi olmuştur. Onlara peygamberleri geldiğine göre aralarında olup bitenler hakkında adaletle hüküm verilir, haksızlığa uğratılmazlar.

  48. Yûnus 10/48

    وَيَقُولُونَ مَتٰى هٰذَا الْوَعْدُ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقٖينَ

    Okunuş

    Ve yekulune meta hazel va'du in kuntum sadıkin.

    Meal

    “Şayet dedikleriniz doğruysa ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?” diyorlar.

  49. Yûnus 10/49

    قُلْ لَٓا اَمْلِكُ لِنَفْسٖي ضَراًّ وَلَا نَفْعاً اِلَّا مَا شَٓاءَ اللّٰهُؕ لِكُلِّ اُمَّةٍ اَجَلٌؕ اِذَا جَٓاءَ اَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    Okunuş

    Kul la emliku li nefsi darran ve la nef'an illa ma şaallah, li kulli ummetin ecel, iza cae eceluhum fe la yeste'hırune saaten ve la yestakdimun.

    Meal

    De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bile ne bir zarar ne de fayda vermeye muktedirim. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir an geri kalır ne de bir an ileri gidebilirler.”

  50. Yûnus 10/50

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ اِنْ اَتٰيكُمْ عَذَابُهُ بَيَاتاً اَوْ نَهَاراً مَاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ الْمُجْرِمُونَ

    Okunuş

    Kul ereeytum in etakum azabuhu beyaten ev neharen maza yesta'cilu minhul mucrimun.

    Meal

    Şunu da söyle: “Ne dersiniz, ya O’nun azabı bir gece veya gündüz vakti üstünüze inerse!” Günah içinde boğulmuş olanların böyle âcilen olmasını istedikleri bunların hangisidir?

  51. Yûnus 10/51

    اَثُمَّ اِذَا مَا وَقَعَ اٰمَنْتُمْ بِهٖؕ آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ كُنْتُمْ بِهٖ تَسْتَعْجِلُونَ

    Okunuş

    E summe iza ma vakaa amentum bih, al'ane ve kad kuntum bihi testa'cilun.

    Meal

    Olacaklar olduktan sonra mı buna iman edeceksiniz? O anda, öyle mi? Hani azabın çarçabuk gelmesini istemiştiniz!

  52. Yûnus 10/52

    ثُمَّ قٖيلَ لِلَّذٖينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ الْخُلْدِۚ هَلْ تُجْزَوْنَ اِلَّا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ

    Okunuş

    Summe kile lillezine zalemu zuku azabel huld, hel tuczevne illa bima kuntum teksibun.

    Meal

    Sonra o kötülük edenlere şöyle denilir: “Tadın bitmeyen azabı! Vaktiyle yaptıklarınızdan başka şeyler sebebiyle mi cezalandırılıyorsunuz?”

  53. Yûnus 10/53

    وَيَسْتَنْبِـؤُ۫نَكَ اَحَقٌّ هُوَؕ قُلْ اٖي وَرَبّٖٓي اِنَّهُ لَحَقٌّ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَࣖ

    Okunuş

    Ve yestenbiuneke ehakkun hu, kul i ve rabbi innehu le hakkun ve ma entum bi mu'cizin.

    Meal

    “Sahi bu doğru mu?” diye sana soruyorlar. De ki: “Elbette! Rabbime yemin ederim ki bu söylenenler kuşku götürmez bir gerçektir. Siz de bunları önleyemeyeceksiniz!”

  54. Yûnus 10/54

    وَلَوْ اَنَّ لِكُلِّ نَفْسٍ ظَلَمَتْ مَا فِي الْاَرْضِ لَافْتَدَتْ بِهٖؕ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۚ وَقُضِيَ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Okunuş

    Ve lev enne li kulli nefsin zalemet ma fil ardı leftedet bih, ve eserrun nedamete lemma reevul azab, ve kudıye beynehum bil kıstı ve hum la yuzlemun.

    Meal

    Haksızlık yapmış olan her insan, dünyadaki her şey kendisinin olsa (o gün) kurtulmak için onu feda ederdi. Onlar azabı gördükleri vakit pişmanlıklarını içlerinde saklayacaklar. Onlar hakkında adaletle hüküm verilecek, kendilerine haksızlık edilmeyecektir.

  55. Yûnus 10/55

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ اَلَٓا اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    E la inne lillahi ma fis semavati vel ard, e la inne va'dallahi hakkun ve lakinne ekserehum la ya'lemun.

    Meal

    Bilesiniz ki göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Dikkat edin, Allah’ın olacağını bildirdiği şey gerçektir; ama onların çoğu bilmezler.

  56. Yûnus 10/56

    هُوَ يُحْـيٖ وَيُمٖيتُ وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Okunuş

    Huve yuhyi ve yumitu ve ileyhi turceun.

    Meal

    Hayatı veren de alan da O’dur; sonunda O’na döndürüleceksiniz.

  57. Yûnus 10/57

    يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَتْكُمْ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَشِفَٓاءٌ لِمَا فِي الصُّدُورِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنٖينَ

    Okunuş

    Ya eyyuhen nasu kad caetkum mev'ızatun min rabbikum ve şifaun lima fis suduri ve huden ve rahmetun lil mu'minin.

    Meal

    Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt, kalplerdeki hastalıklara bir şifa, inananlara bir rehber ve rahmet gelmiştir.

  58. Yûnus 10/58

    قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهٖ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُواؕ هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ

    Okunuş

    Kul bi fadlillahi ve bi rahmetihi fe bi zalike felyefrehu, huve hayrun mimma yecmeun.

    Meal

    Söyle onlara, (sevineceklerse) Allah’ın lutfu ve rahmetiyle, evet bununla sevinsinler; çünkü bu, onların toplayıp biriktirdiklerinden daha değerlidir.

  59. Yûnus 10/59

    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَاماً وَحَلَالاًؕ قُلْ آٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ

    Okunuş

    Kul e reeytum ma enzelallahu lekum min rızkın fe cealtum minhu haramen ve halala, kul allahu ezine lekum em alallahi tefterun.

    Meal

    De ki: “Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir kısmını helâl bir kısmını haram saymanıza ne demeli?” De ki: “Buna Allah mı izin verdi yoksa Allah adına hüküm mü uyduruyorsunuz?”

  60. Yûnus 10/60

    وَمَا ظَنُّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ يَوْمَ الْقِيٰمَةِؕ اِنَّ اللّٰهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلٰكِنَّ اَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَࣖ

    Okunuş

    Ve ma zannullezine yefterune alallahil kezibe yevmel kıyameh, innallahe le zu fadlın alen nasi ve lakinne ekserehum la yeşkurun.

    Meal

    Peki, kendi uydurmalarını Allah’a yakıştıranlar, kıyamet gününde olacaklar için ne düşünüyorlar? Gerçek şu ki Allah insanlara karşı lutufkârdır; ama onların çoğu şükretmezler.

  61. Yûnus 10/61

    وَمَا تَكُونُ فٖي شَأْنٍ وَمَا تَتْلُوا مِنْهُ مِنْ قُرْاٰنٍ وَلَا تَعْمَلُونَ مِنْ عَمَلٍ اِلَّا كُنَّا عَلَيْكُمْ شُهُوداً اِذْ تُفٖيضُونَ فٖيهِؕ وَمَا يَعْزُبُ عَنْ رَبِّكَ مِنْ مِثْقَالِ ذَرَّةٍ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِ وَلَٓا اَصْغَرَ مِنْ ذٰلِكَ وَلَٓا اَكْبَرَ اِلَّا فٖي كِتَابٍ مُبٖينٍ

    Okunuş

    Ve ma tekunu fi şe'nin ve ma tetlu minhu min kur'anin ve la ta'melune min amelin illa kunna aleykum şuhuden iz tufidune, fih ve ma ya'zubu an rabbike min miskali zerretin fil ardı ve la fis semai ve la asgare min zalike ve la ekbere illa fi kitabin mubin.

    Meal

    Ne zaman sen bir faaliyet göstersen, Kur’an’dan bir bölüm okusan ve siz ne zaman bir iş yapsanız, o işe koyulduğunuzda muhakkak ki biz üzerinizde gözetleyici oluruz. Ne yerde ne de gökte, zerre miktarı bir şey bile rabbinin bilgisi dışında kalmaz; bundan daha küçük veya daha büyük ne varsa istisnasız apaçık bir kitapta yazılıdır.

  62. Yûnus 10/62

    اَلَٓا اِنَّ اَوْلِيَٓاءَ اللّٰهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ

    Okunuş

    E la inne evliya allahi la havfun aleyhim ve la hum yahzenun.

    Meal

    Bilesiniz ki Allah dostlarına asla korku yoktur; onlar üzüntü de çekmeyecekler.

  63. Yûnus 10/63

    اَلَّذٖينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَؕ

    Okunuş

    Ellezine amenu ve kanu yettekun.

    Meal

    Bu ayetin meali 64. ayetle birlikte verilir.

  64. Yûnus 10/64

    لَهُمُ الْبُشْرٰى فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِؕ لَا تَبْدٖيلَ لِكَلِمَاتِ اللّٰهِؕ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظٖيمُؕ

    Okunuş

    Lehumul buşra fil hayatid dunya ve fil ahıreh, la tebdile li kelimatillah, zalike huvel fevzul azim.

    Meal

    (63-64) Onlar ki, iman etmişler ve takvâya ermişlerdir, işte onlara hem bu dünya hayatında hem de âhirette müjdeler olsun! Allah’ın sözlerinde değişme olmaz; (öyleyse) en büyük kazanç budur.

  65. Yûnus 10/65

    وَلَا يَحْزُنْكَ قَوْلُهُمْۘ اِنَّ الْعِزَّةَ لِلّٰهِ جَمٖيعاًؕ هُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

    Okunuş

    Ve la yahzunke kavluhum, innel izzete lillahi cemia, huves semiul alim.

    Meal

    Onların sözleri seni üzmesin. Kuşkusuz güç tamamıyla Allah’ındır; O her şeyi duymaktadır, bilmektedir.

  66. Yûnus 10/66

    اَلَٓا اِنَّ لِلّٰهِ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِؕ وَمَا يَتَّبِعُ الَّذٖينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ شُرَكَٓاءَؕ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَاِنْ هُمْ اِلَّا يَخْرُصُونَ

    Okunuş

    E la inne lillahi men fis semavati ve men fil ard, ve ma yettebiullezine yed'une min dunillahi şureka, in yettebiune illez zanne ve in hum illa yahrusun.

    Meal

    Bilesiniz ki göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır. Allah’ı bırakıp da O’na ortak koştukları sözde tanrılara tapanlar neyin peşinden gidiyorlar? Onlar yalnızca kuruntularının peşinden gidiyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.

  67. Yûnus 10/67

    هُوَ الَّذٖي جَعَلَ لَكُمُ الَّيْلَ لِتَسْكُنُوا فٖيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِراًؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ

    Okunuş

    Huvellezi ceale lekumul leyle li teskunu fihi ven nehare mubsıra, inne fi zalike leayatin li kavmin yesmeun.

    Meal

    İçinde dinlenesiniz diye geceyi, (işlerinizi) görmenizi sağlasın diye gündüzü size bahşeden O’dur. Kuşkusuz dinlemesini bilen bir topluluk için bunda dersler vardır.

  68. Yûnus 10/68

    قَالُوا اتَّخَذَ اللّٰهُ وَلَداً سُبْحَانَهُؕ هُوَ الْغَنِيُّؕ لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِؕ اِنْ عِنْدَكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بِهٰذَاؕ اَتَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Kaluttehazallahu veleden subhaneh, huvel ganiy, lehu ma fis semavati ve ma fil ard, in indekum min sultanin bi haza, e tekulune alallahi ma la ta'lemun.

    Meal

    Onlar, “Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ!... O hiçbir şeye muhtaç değildir. Göklerde olanlar da yerde olanlar da O’nundur. Yanınızda bu iddianızı kanıtlayacak bir deliliniz asla yoktur. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?

  69. Yûnus 10/69

    قُلْ اِنَّ الَّذٖينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَؕ

    Okunuş

    Kul innellezine yefterune alallahil kezibe la yuflihun.

    Meal

    De ki: “Allah hakkında asılsız şeyler yakıştıranlar kurtuluşa eremezler.”

  70. Yûnus 10/70

    مَتَاعٌ فِي الدُّنْيَا ثُمَّ اِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ نُذٖيقُهُمُ الْعَذَابَ الشَّدٖيدَ بِمَا كَانُوا يَكْفُرُونَࣖ

    Okunuş

    Metaun fid dunya summe ileyna merciuhum summe nuzikuhumul azabeş şedide bima kanu yekfurun.

    Meal

    Bu dünyadaki, önemsiz bir menfaattir; sonunda onların dönüşü bizedir ve nihayet inkâr etmiş olmaları sebebiyle onlara şiddetli azabı tattıracağız!

  71. Yûnus 10/71

    وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَاَ نُوحٍۘ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖ يَا قَوْمِ اِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكُمْ مَقَامٖي وَتَذْكٖيرٖي بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَعَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْتُ فَاَجْمِعُٓوا اَمْرَكُمْ وَشُرَكَٓاءَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُنْ اَمْرُكُمْ عَلَيْكُمْ غُمَّةً ثُمَّ اقْضُٓوا اِلَيَّ وَلَا تُنْظِرُونِ

    Okunuş

    Vetlu aleyhim nebe'e nuh, iz kale li kavmihi ya kavmi in kane kebure aleykum makami ve tezkiri bi ayatillahi fe alallahi tevekkeltu fe ecmiu emrekum ve şurekaekum summe la yekun emrukum aleykum gummeten summakdu ileyye ve la tunzirun.

    Meal

    Onlara Nûh’un kıssasını da oku! O, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim aranızda bulunmam ve Allah’ın âyetlerini bildirmem zorunuza gidiyorsa, bilin ki ben yalnız Allah’a dayanıp güveniyorum; siz de ortaklarınızı toplayıp ne yapacağınızı kararlaştırın, yapacağınız iş içinizde niyet olarak kalmasın ve bana mühlet de vermeden yapacağınızı yapın.

  72. Yûnus 10/72

    فَاِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَمَا سَاَلْتُكُمْ مِنْ اَجْرٍؕ اِنْ اَجْرِيَ اِلَّا عَلَى اللّٰهِۙ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ

    Okunuş

    Fe in tevelleytum fe ma se'eltukum min ecr, in ecriye illa alallahi ve umirtu en ekune minel muslimin.

    Meal

    Şayet yüz çevirirseniz, zaten benim sizden bir karşılık beklediğim yok; benim mükâfatımı ancak Allah verir. Bana (Allah’a) teslimiyet içinde olanlardan biri olmam emredildi.”

  73. Yûnus 10/73

    فَكَذَّبُوهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَمَنْ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَجَعَلْنَاهُمْ خَلَٓائِفَ وَاَغْرَقْنَا الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرٖينَ

    Okunuş

    Fe kezzebuhu fe necceynahu ve men meahu fil fulki ve cealnahum halaife ve agraknellezine kezzebu bi ayatina, fanzur keyfe kane akıbetul munzerin.

    Meal

    Yine de onu yalancılıkla itham ettiler. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık, âyetlerimizi yalan sayanları ise suda boğduk; yerlerine bunları geçirdik. İşte gör, o uyarılanların sonu nice oldu!

  74. Yûnus 10/74

    ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهٖ رُسُلاً اِلٰى قَوْمِهِمْ فَجَٓاؤُ۫هُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا بِمَا كَذَّبُوا بِهٖ مِنْ قَبْلُؕ كَذٰلِكَ نَطْبَعُ عَلٰى قُلُوبِ الْمُعْتَدٖينَ

    Okunuş

    Summe beasna min ba'dihi rusulen ila kavmihim fe cauhum bil beyyinati fe ma kanu li yu'minu bima kezzebu bihi min kabl, kezalike natbeu ala kulubil mugtedin.

    Meal

    Onun ardından da birçok peygamberi kendi topluluklarına gönderdik; onlara açık mucize getirdiler. Fakat onlar daha önce (atalarının da) yalan saydıklarına bir türlü inanmak istemediler. Sınırı aşanların kalplerini işte biz böyle mühürleriz.

  75. Yûnus 10/75

    ثُمَّ بَعَثْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ مُوسٰى وَهٰرُونَ اِلٰى فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهٖ بِاٰيَاتِنَا فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْماً مُجْرِمٖينَ

    Okunuş

    Summe beasna min ba'dihim musa ve harune ila fir'avne ve melaihi bi ayatina festekberu ve kanu kavmen mucrimin.

    Meal

    Onların da ardından Mûsâ ve Hârûn’u açık mucizelerimizle Firavun’a ve çevresindeki ileri gelenlere gönderdik. İman etmeyi kibirlerine yediremediler; onlar günaha gömülmüş kimselerdi.

  76. Yûnus 10/76

    فَلَمَّا جَٓاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا قَالُٓوا اِنَّ هٰذَا لَسِحْرٌ مُبٖينٌ

    Okunuş

    Fe lemma caehumul hakku min indina kalu inne haza le sıhrun mubin.

    Meal

    Öyle ki, kendilerine katımızdan hakikat geldiğinde, “Bu apaçık bir büyü!” dediler.

  77. Yûnus 10/77

    قَالَ مُوسٰٓى اَتَقُولُونَ لِلْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَكُمْؕ اَسِحْرٌ هٰذَاؕ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُونَ

    Okunuş

    Kale musa e tekulune lil hakkı lemma caekum, e sıhrun haza, ve la yuflihus sahırun.

    Meal

    Mûsâ şöyle dedi: “Size gerçek ulaştığında böyle mi söylersiniz? Bu sihir mi! Oysa sihirbazlar gerçek bir başarıya ulaşamaz.”

  78. Yûnus 10/78

    قَالُٓوا اَجِئْتَنَا لِتَلْفِتَنَا عَمَّا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا وَتَكُونَ لَكُمَا الْكِبْرِيَٓاءُ فِي الْاَرْضِؕ وَمَا نَحْنُ لَكُمَا بِمُؤْمِنٖينَ

    Okunuş

    Kalu e ci'tena li telfitena amma vecedna aleyhi abaena ve tekune lekumel kibriyau fil ard, ve ma nahnu lekuma bi mu'minin.

    Meal

    “Sen” dediler, “Bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çeviresin de bu yerde nüfuz ve egemenlik ikinizin olsun diye mi aramıza geldin? Biz ikinize de inanacak değiliz!”

  79. Yûnus 10/79

    وَقَالَ فِرْعَوْنُ ائْتُونٖي بِكُلِّ سَاحِرٍ عَلٖيمٍ

    Okunuş

    Ve kale fir'avnu'tuni bi kulli sahırin alim.

    Meal

    Firavun da, “İşi bilen bütün sihirbazları huzuruma getirin” diye emretti.

  80. Yûnus 10/80

    فَلَمَّا جَٓاءَ السَّحَرَةُ قَالَ لَهُمْ مُوسٰٓى اَلْقُوا مَٓا اَنْتُمْ مُلْقُونَ

    Okunuş

    Fe lemma caes seharetu kale lehum musa elku ma entum mulkun.

    Meal

    Sihirbazlar gelince Mûsâ onlara: “Haydi atabileceklerinizi atın” dedi.

  81. Yûnus 10/81

    فَلَمَّٓا اَلْقَوْا قَالَ مُوسٰى مَا جِئْتُمْ بِهِ السِّحْرُؕ اِنَّ اللّٰهَ سَيُبْطِلُهُؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُصْلِحُ عَمَلَ الْمُفْسِدٖينَ

    Okunuş

    Fe lemma elkav kale musa ma ci'tum bihis sihr, innallahe se yubtiluh, innallahe la yuslihu amelel mufsidin.

    Meal

    Onlar hünerlerini ortaya koyunca Mûsâ şöyle dedi: “Asıl bu sizin ortaya koyduğunuz sihirdir. Allah onu mutlaka boşa çıkaracaktır. Kuşkusuz Allah bozgunculuk edenlerin işini düzeltmez.

  82. Yûnus 10/82

    وَيُحِقُّ اللّٰهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهٖ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَࣖ

    Okunuş

    Ve yuhikkullahul hakka bi kelimatihi ve lev kerihel mucrimun.

    Meal

    Allah, günaha batmış olanlar hoşlanmasa da, sözleriyle gerçeği ortaya çıkarır.”

  83. Yûnus 10/83

    فَمَٓا اٰمَنَ لِمُوسٰٓى اِلَّا ذُرِّيَّةٌ مِنْ قَوْمِهٖ عَلٰى خَوْفٍ مِنْ فِرْعَوْنَ وَمَلَا۬ئِهِمْ اَنْ يَفْتِنَهُمْؕ وَاِنَّ فِرْعَوْنَ لَعَالٍ فِي الْاَرْضِۚ وَاِنَّهُ لَمِنَ الْمُسْرِفٖينَ

    Okunuş

    Fe ma amene li musa illa zurriyyetun min kavmihi ala havfin min fir'avne ve melaihim en yeftinehum, ve inne fir'avne lealin fil ard ve innehu le minel musrifin.

    Meal

    Hâsılı, kavminden ancak az sayıda insan, Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük edeceğinden korka korka Mûsâ’ya iman etti. Çünkü Firavun o topraklarda gerçekten güç ve iktidar sahibiydi, üstelik kötülükte sınır tanımaz biriydi.

  84. Yûnus 10/84

    وَقَالَ مُوسٰى يَا قَوْمِ اِنْ كُنْتُمْ اٰمَنْتُمْ بِاللّٰهِ فَعَلَيْهِ تَوَكَّلُٓوا اِنْ كُنْتُمْ مُسْلِمٖينَ

    Okunuş

    Ve kale musa ya kavmi in kuntum amentum billahi fe aleyhi tevekkelu in kuntum muslimin.

    Meal

    Mûsâ “Ey kavmim!” dedi, “Eğer Allah’a iman ettiyseniz, gerçekten O’na teslim olduysanız, artık yalnız O’na güvenip dayanın.”

  85. Yûnus 10/85

    فَقَالُوا عَلَى اللّٰهِ تَوَكَّلْنَاۚ رَبَّـنَا لَا تَجْعَلْنَا فِتْنَةً لِلْقَوْمِ الظَّالِمٖينَۙ

    Okunuş

    Fe kalu alallahi tevekkelna, rabbena la tec'alna fitneten lil kavmiz zalimin.

    Meal

    Onlar da şöyle karşılık verdiler: “Yalnız Allah’a dayanıp güvendik. Rabbimiz! Bizi o zalimler için imtihan aracı kılma!

  86. Yûnus 10/86

    وَنَجِّنَا بِرَحْمَتِكَ مِنَ الْقَوْمِ الْكَافِرٖينَ

    Okunuş

    Ve neccina bi rahmetike minel kavmil kafirin.

    Meal

    Merhametinle bizi o inkârcılar güruhundan kurtar.”

  87. Yûnus 10/87

    وَاَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰى وَاَخٖيهِ اَنْ تَبَوَّاٰ لِقَوْمِكُمَا بِمِصْرَ بُيُوتاً وَاجْعَلُوا بُيُوتَكُمْ قِبْلَةً وَاَقٖيمُوا الصَّلٰوةَؕ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنٖينَ

    Okunuş

    Ve evhayna ila musa ve ahihi en tebevvea li kavmikuma bi mısra buyuten vec'alu buyutekum kıbleten ve akimus salah, ve beşşiril mu'minin.

    Meal

    Mûsâ’ya ve kardeşine şöyle vahyettik: “Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, evlerinizi ibadet mahalli yapın ve namazı kılın. (Ey Mûsâ!) İnananları müjdele.”

  88. Yûnus 10/88

    وَقَالَ مُوسٰى رَبَّـنَٓا اِنَّكَ اٰتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَاَهُ زٖينَةً وَاَمْوَالاً فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۙ رَبَّـنَا لِيُضِلُّوا عَنْ سَبٖيلِكَۚ رَبَّـنَا اطْمِسْ عَلٰٓى اَمْوَالِهِمْ وَاشْدُدْ عَلٰى قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ

    Okunuş

    Ve kale musa rabbena inneke ateyte fir'avne ve melahu zineten ve emvalen fil hayatid dunya rabbena li yudıllu an sebilik, rabbenatmis ala emvalihim veşdud ala kulubihim fe la yu'minu hatta yerevul azabel elim.

    Meal

    Mûsâ, “Rabbimiz!” dedi, “Sen Firavun’a ve adamlarına dünya hayatında ihtişam ve servet verdin; insanları senin yolundan saptırsınlar diye mi yâ rab! Ey rabbimiz! Artık onların servetlerini silip yok et, kalplerine sıkıntı ver; elem veren cezayı görmedikçe iman etmesinler de görsünler!”

  89. Yûnus 10/89

    قَالَ قَدْ اُجٖيبَتْ دَعْوَتُكُمَا فَاسْتَقٖيمَا وَلَا تَتَّبِعَٓانِّ سَبٖيلَ الَّذٖينَ لَا يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Kale kad ucibet da'vetukuma festekima ve la tettebi anni sebilellezine la ya'lemun.

    Meal

    Allah şöyle buyurdu: “İkinizin de duası kabul edildi; doğruluktan ayrılmayın ve sakın kendini bilmezlerin yoluna uymayın.”

  90. Yûnus 10/90

    وَجَاوَزْنَا بِبَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ الْبَحْرَ فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ وَجُنُودُهُ بَغْياً وَعَدْواًؕ حَتّٰٓى اِذَٓا اَدْرَكَهُ الْغَرَقُۙ قَالَ اٰمَنْتُ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا الَّـذٖٓي اٰمَنَتْ بِهٖ بَنُٓوا اِسْرَٓائٖلَ وَاَنَا۬ مِنَ الْمُسْلِمٖينَ

    Okunuş

    Ve cavezna bi beni israilel bahre fe etbeahum fir'avnu ve cunuduhu bagyen ve adva, hatta iza edrekehul gareku kale amentu ennehu la ilahe illellezi amenet bihi benu israile ve ene minel muslimin.

    Meal

    Derken İsrâiloğulları’nı denizin öteki yakasına geçirdik. Firavun ve ordusu da haksız yere onlara saldırmak üzere peşlerine düşmüştü. Sonunda Firavun boğulmak üzereyken şöyle dedi: “Elhak inandım ki, İsrâiloğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! Ben de artık kendini O’na teslim edenlerden biriyim.”

  91. Yûnus 10/91

    آٰلْـٰٔنَ وَقَدْ عَصَيْتَ قَبْلُ وَكُنْتَ مِنَ الْمُفْسِدٖينَ

    Okunuş

    Al'ane ve kad asayte kablu ve kunte minel mufsidin.

    Meal

    Şimdi mi? Halbuki daha önce hep baş kaldırmış ve bozguncular arasında yer almıştın.

  92. Yûnus 10/92

    فَالْيَوْمَ نُنَجّٖيكَ بِبَدَنِكَ لِتَكُونَ لِمَنْ خَلْفَكَ اٰيَةًؕ وَاِنَّ كَثٖيراً مِنَ النَّاسِ عَنْ اٰيَاتِنَا لَغَافِلُونَࣖ

    Okunuş

    Fel yevme nuneccike bi bedenike li tekune limen halfeke ayeh, ve inne kesiren minen nasi an ayatina le gafilun.

    Meal

    İşte bugün senin cesedini kurtaracağız ki, senden sonra gelenler için bir ibret olsun! İnsanların pek çoğu gösterdiğimiz delillerin bilincinde değildirler.

  93. Yûnus 10/93

    وَلَقَدْ بَوَّأْنَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ مُبَوَّاَ صِدْقٍ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِۚ فَمَا اخْتَلَفُوا حَتّٰى جَٓاءَهُمُ الْعِلْمُؕ اِنَّ رَبَّكَ يَقْضٖي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ فٖيمَا كَانُوا فٖيهِ يَخْتَلِفُونَ

    Okunuş

    Ve lekad bevve'na beni israile mubevvee sıdkın ve razaknahum minet tayyibat, femahtelefu hatta caehumul ilm, inne rabbeke yakdi beynehum yevmel kıyameti fi ma kanu fihi yahtelifun.

    Meal

    Andolsun biz İsrâiloğulları’nı seçkin bir yere yerleştirdik ve onları güzel nimetlerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar da ayrılığa düşmediler. Ayrılığa düştükleri konularda rabbin kıyamet günü aralarında hükmünü elbette verecektir.

  94. Yûnus 10/94

    فَاِنْ كُنْتَ فٖي شَكٍّ مِمَّٓا اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ فَسْـَٔلِ الَّذٖينَ يَقْرَؤُ۫نَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَۚ لَقَدْ جَٓاءَكَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرٖينَۙ

    Okunuş

    Fe in kunte fi şekkin mimma enzelna ileyke fes'elillezine yakreunel kitabe min kablik, lekad caekel hakku min rabbike fe la tekunenne minel mumterin.

    Meal

    Şayet sana indirdiklerimizden şüphen varsa, senden önce kitabı okuyanlara sor. Rabbinden sana gelen, gerçeğin ta kendisidir, sakın şüphelenenlerden olma!

  95. Yûnus 10/95

    وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الَّذٖينَ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ فَتَكُونَ مِنَ الْخَاسِرٖينَ

    Okunuş

    Ve la tekunenne minellezine kezzebu bi ayatillahi fe tekune minel hasirin.

    Meal

    Asla Allah’ın âyetlerini yalan sayanlardan da olma, yoksa hüsrana düşenlerden olursun!

  96. Yûnus 10/96

    اِنَّ الَّذٖينَ حَقَّتْ عَلَيْهِمْ كَلِمَتُ رَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَۙ

    Okunuş

    İnnellezine hakkat aleyhim kelimetu rabbike la yu'minun.

    Meal

    Bu ayetin meali 97. ayetle birlikte verilir.

  97. Yûnus 10/97

    وَلَوْ جَٓاءَتْهُمْ كُلُّ اٰيَةٍ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلٖيمَ

    Okunuş

    Ve lev caethum kullu ayetin hatta yerevul azabel elim.

    Meal

    (96-97) Şu bir gerçek ki, haklarında rabbinin hükmü kesinleşmiş olanlar kendilerine her türlü kanıt gelse bile, elem veren azabı görmedikçe iman etmezler.

  98. Yûnus 10/98

    فَلَوْلَا كَانَتْ قَرْيَةٌ اٰمَنَتْ فَنَفَعَهَٓا اٖيمَانُهَٓا اِلَّا قَوْمَ يُونُسَؕ لَمَّٓا اٰمَنُوا كَشَفْنَا عَنْهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حٖينٍ

    Okunuş

    Fe lev la kanet karyetun amenet fe nefeaha imanuha, illa kavme yunus, lemma amenu keşefna anhum azabel hızyi fil hayatid dunya ve metta'nahum ila hin.

    Meal

    Keşke (o helâk edilen beldelerden) bir belde halkı iman edip de imanı kendisine yarar sağlasaydı! Ama Yûnus’un kavmi hariç. Nitekim onlar iman edince dünya hayatındaki zillet azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerine belirli bir süreye kadar yaşama imkânı vermiştik.

  99. Yûnus 10/99

    وَلَوْ شَٓاءَ رَبُّكَ لَاٰمَنَ مَنْ فِي الْاَرْضِ كُلُّهُمْ جَمٖيعاًؕ اَفَاَنْتَ تُكْرِهُ النَّاسَ حَتّٰى يَكُونُوا مُؤْمِنٖينَ

    Okunuş

    Ve lev şae rabbuke le amene men fil ardı kulluhum cemia, e fe ente tukrihun nase hatta yekunu mu'minin.

    Meal

    Eğer rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi topluca iman ederdi. Hal böyleyken, mümin olsunlar diye sen tutup insanları zorlayacak mısın!

  100. Yûnus 10/100

    وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تُؤْمِنَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِؕ وَيَجْعَلُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذٖينَ لَا يَعْقِلُونَ

    Okunuş

    Ve ma kane li nefsin en tu'mine illa bi iznillah, ve yec'alur ricse alellezine la ya'kılun.

    Meal

    Allah’ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması mümkün değildir. O, akıllarını kullanmayanları inkâr bataklığında bırakır.

  101. Yûnus 10/101

    قُلِ انْظُرُوا مَاذَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَمَا تُغْنِي الْاٰيَاتُ وَالنُّذُرُ عَنْ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ

    Okunuş

    Kulinzuru maza fis semavati vel ard, ve ma tugnil ayatu ven nuzuru an kavmin la yu'minun.

    Meal

    De ki: “Bir bakın da görün, göklerde ve yerde neler var?” Fakat iman etmeyecek topluma ne o kanıtların ne de uyarıların yararı olabilir.

  102. Yûnus 10/102

    فَهَلْ يَنْتَظِرُونَ اِلَّا مِثْلَ اَيَّامِ الَّذٖينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِهِمْؕ قُلْ فَانْتَظِرُٓوا اِنّٖي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرٖينَ

    Okunuş

    Fe hel yentezırune illa misle eyyamillezine halev min kablihim, kul fentezıru inni meakum minel muntezirin.

    Meal

    Aslında onlar kendilerinden önce gelip geçenlerin günlerinin benzerini beklemekteler. De ki: “Bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber bekliyorum!”

  103. Yûnus 10/103

    ثُمَّ نُنَجّٖي رُسُلَنَا وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا كَذٰلِكَۚ حَقاًّ عَلَيْنَا نُنْجِ الْمُؤْمِنٖينَࣖ

    Okunuş

    Summe nunecci rusulena vellezine amenu kezalik, hakkan aleyna nuncil mu'minin.

    Meal

    Sonra peygamberlerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İşte böyle; inananları kurtarmak bize düşer.

  104. Yûnus 10/104

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اِنْ كُنْتُمْ فٖي شَكٍّ مِنْ دٖينٖي فَلَٓا اَعْبُدُ الَّذٖينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَلٰكِنْ اَعْبُدُ اللّٰهَ الَّذٖي يَتَوَفّٰيكُمْۚ وَاُمِرْتُ اَنْ اَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنٖينَۙ

    Okunuş

    Kul ya eyyuhen nasu in kuntum fi şekkin min dini,fe la a'budullezine ta'budune min dunillahi, ve lakin a'budullahellezi yeteveffakum, ve umirtu en ekune minel mu'minin.

    Meal

    De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında şüpheniz varsa bilin ki sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınıza ben tapmam; ben ancak, sizin hayatınızı sona erdirecek olan Allah’a kulluk ederim. Bana müminlerden olmam emredildi.”

  105. Yûnus 10/105

    وَاَنْ اَقِمْ وَجْهَكَ لِلدّٖينِ حَنٖيفاًۚ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكٖينَ

    Okunuş

    Ve en ekim vecheke lid dini hanifa, ve la tekunenne minel muşrikin.

    Meal

    “Ve yüzünü hak dine çevir, sakın müşriklerden olma!” buyuruldu.

  106. Yûnus 10/106

    وَلَا تَدْعُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مَا لَا يَنْفَعُكَ وَلَا يَضُرُّكَۚ فَاِنْ فَعَلْتَ فَاِنَّكَ اِذاً مِنَ الظَّالِمٖينَ

    Okunuş

    Ve la ted'u min dunillahi ma la yenfeuke ve la yadurruk, fe in fealte fe inneke izen minez zalimin.

    Meal

    Allah’ı bırakıp sana yararı da zararı da olmayan varlıklara tapma; bunu yaparsan, kuşkusuz kendine yazık edenlerden olursun.

  107. Yûnus 10/107

    وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللّٰهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَـهُٓ اِلَّا هُوَۚ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلَا رَٓادَّ لِفَضْلِهٖؕ يُصٖيبُ بِهٖ مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖؕ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحٖيمُ

    Okunuş

    Ve in yemseskallahu bidurrin fe la kaşife lehu illa hu, ve in yuridke bi hayrin fe la radde li fadlih, yusibu bihi men yeşau min ibadih, ve huvel gafurur rahim.

    Meal

    Allah sana bir zarar verecek olursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur. O senin hakkında bir iyilik dilerse onun lutfunu engelleyebilecek de yoktur. Bunu kullarından dilediğine nasip eder. Bağışlayan ve esirgeyen O’dur.

  108. Yûnus 10/108

    قُلْ يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَٓاءَكُمُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّكُمْۚ فَمَنِ اهْتَدٰى فَاِنَّمَا يَهْتَدٖي لِنَفْسِهٖۚ وَمَنْ ضَلَّ فَاِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَاۚ وَمَٓا اَنَا۬ عَلَيْكُمْ بِوَكٖيلٍؕ

    Okunuş

    Kul ya eyyuhen nasu kad caekumul hakku min rabbikum, fe men ihteda fe innema yehtedi li nefsih, ve men dalle fe innema yadıllu aleyha, ve ma ene aleykum bi vekil.

    Meal

    De ki: “Ey insanlar! İşte size rabbinizden gerçek gelmiştir. Artık kim doğru yolu tutarsa kendi lehine bu yolu seçmiş, kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Ben sizin adınıza hareket edecek değilim.”

  109. Yûnus 10/109

    وَاتَّبِـعْ مَا يُوحٰٓى اِلَيْكَ وَاصْبِرْ حَتّٰى يَحْكُمَ اللّٰهُۚ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمٖينَ

    Okunuş

    Vettebi' ma yuha ileyke vasbir hatta yahkumallah, ve huve hayrul hakimin.

    Meal

    Sana ne vahyedilirse ona uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret. O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.

Meal: Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet). Arapça metin: Diyanet İşleri Başkanlığı mushafı (kuran.diyanet.gov.tr). Okunuş: Açık Kuran (acikkuran.com).

Yûnus suresi hakkında sık sorulanlar

Yûnus suresi kaç ayettir?

Yûnus suresi 109 ayettir.

Yûnus suresi kaçıncı sayfada?

Yûnus, Kur'an-ı Kerim'in 10. suresidir. Diyanet mushafında 11. cüzde yer alır; 208. sayfada başlar, 221. sayfada biter.

Yûnus suresi Mekkî mi, Medenî mi?

Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisinde Yûnus suresi Mekkî olarak sınıflandırılır.

Tevazu uygulaması

Yûnus suresini ayet ayet takip ederek dinleyin

Uygulamada hafız seçin, sesi indirip çevrimdışı dinleyin; 13 dilde meal ve Türkçe okunuş bir arada.

Telefonunuzun kamerasıyla okutun
Tevazu Kur'an ekranı: hatim takibi, sureler, cüzler ve sayfalar