İstanbul Akşam 18:14

16 Cemaziyelevvel 1448 Destek

29. sure · Kur'an-ı Kerim

Ankebût Suresi: Arapça, Okunuşu ve Meali

Ankebût, Kur'an-ı Kerim'in 29. suresidir; Mekkî olarak sınıflandırılır ve 69 ayettir. Diyanet mushafında 20. cüzde başlar, 21. cüzde biter ; 396. sayfada başlar, 404. sayfada biter. Aşağıda her ayetin Arapçası, Türkçe okunuşu ve meali yer alır.

  • Kaynak: Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisi
  • Son güncelleme:
  • 29. sure
  • Mekkî
  • 69 ayet
  • 20–21. cüz · sayfa 396–404

Ankebût suresinin Arapçası, okunuşu ve meali

Besmele: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

  1. Ankebût 29/1

    الٓمٓࣞ

    Okunuş

    Elif lam mim.

    Meal

    Elif-lâm-mîm.

  2. Ankebût 29/2

    اَحَسِبَ النَّاسُ اَنْ يُتْرَكُٓوا اَنْ يَقُولُٓوا اٰمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ

    Okunuş

    E hasiben nasu en yutreku en yekulu amenna ve hum la yuftenun.

    Meal

    İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, “İman ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?

  3. Ankebût 29/3

    وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذٖينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبٖينَ

    Okunuş

    Ve lekad fetennellezine min kablihim fe le ya'lemennellahullezine sadaku ve le ya'lemenel kazibin.

    Meal

    Andolsun ki biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah, elbette doğru olanları ortaya çıkaracaktır; kezâ O, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.

  4. Ankebût 29/4

    اَمْ حَسِبَ الَّذٖينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّـَٔاتِ اَنْ يَسْبِقُونَاؕ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ

    Okunuş

    Em hasibellezine ya'melunes seyyiati en yesbikuna, sae ma yahkumun.

    Meal

    Yoksa kötülük yapan o kişiler bizden kaçıp kurtulabileceklerini mi sandılar? Ne kadar yanlış düşünüyorlar!

  5. Ankebût 29/5

    مَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَٓاءَ اللّٰهِ فَاِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ لَاٰتٍؕ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

    Okunuş

    Men kane yercu likaallahi fe inne ecelallahi leat, ve huves semiul alim.

    Meal

    Kim Allah’a kavuşmayı arzu ederse bilsin ki Allah’ın belirlediği sürenin sonu mutlaka gelecektir. O, her şeyi bilir, her şeyi işitir.

  6. Ankebût 29/6

    وَمَنْ جَاهَدَ فَاِنَّمَا يُجَاهِدُ لِنَفْسِهٖؕ اِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمٖينَ

    Okunuş

    Ve men cahede fe innema yucahidu li nefsih, innallahe le ganiyyun anil alemin.

    Meal

    Her kim elinden gelen çabayı gösterirse yalnız kendi iyiliği için çabalamış olur; çünkü Allah’ın, hiç kimsenin hiçbir şeyine ihtiyacı yoktur.

  7. Ankebût 29/7

    وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ اَحْسَنَ الَّذٖي كَانُوا يَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Vellezine amenu ve amilus salihati le nukeffiranne anhum seyyiatihim ve le necziyennehum ahsenellezi kanu ya'melun.

    Meal

    Biz, iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanların (önceki) kötülüklerini mutlaka sileriz ve onları yaptıklarının daha güzeliyle ödüllendiririz.

  8. Ankebût 29/8

    وَوَصَّيْنَا الْاِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناًؕ وَاِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بٖي مَا لَيْسَ لَكَ بِهٖ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَاؕ اِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Ve vassaynel insane bi valideyhi husna, ve in cahedake li tuşrike bi ma leyse leke bihi ilmun fe la tutı'huma, ileyye merciukum fe unebbiukum bima kuntum ta'melun.

    Meal

    Biz insana anne babasına iyi davranmasını emrettik. Ama onlar, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onların sözüne uyma! Sonunda dönüşünüz yalnız bana olacaktır. İşte o zaman, vaktiyle yapmış olduğunuz her şeyi önünüze koyacağım.

  9. Ankebût 29/9

    وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحٖينَ

    Okunuş

    Vellezine amenu ve amilus salihati le nudhılennehum fis salihin.

    Meal

    İman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanlara gelince, onları (katımızda) mutlaka iyiler arasına alacağız.

  10. Ankebût 29/10

    وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ اٰمَنَّا بِاللّٰهِ فَاِذَٓا اُو۫ذِيَ فِي اللّٰهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللّٰهِؕ وَلَئِنْ جَٓاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ اِنَّا كُنَّا مَعَكُمْؕ اَوَلَيْسَ اللّٰهُ بِاَعْلَمَ بِمَا فٖي صُدُورِ الْعَالَمٖينَ

    Okunuş

    Ve minen nasi men yekulu amenna billahi fe iza uziye fillahi ceale fitneten nasi ke azabillah, ve le in cae nasrun min rabbike le yekulunne inna kunna meakum, e ve leysallahu bi a'leme bi ma fi suduril alemin.

    Meal

    İnsanlar arasında öyleleri de vardır ki, “Allah’a inanıyoruz” derler; ama Allah uğrunda bir sıkıntıyla karşılaşınca insanlardan gördükleri eziyeti Allah’tan gelen bir ceza gibi düşünürler. Ama rabbinden bir yardım gelecek olsa o zaman da mutlaka (gerçek müminlere), “Aslında biz hep sizinle olduk” derler. Peki ama herkesin kalbindekileri en iyi bilen Allah değil midir?

  11. Ankebût 29/11

    وَلَيَعْلَمَنَّ اللّٰهُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَافِقٖينَ

    Okunuş

    Ve le ya'lemennallahullezine amenu ve le ya'lemennel munafikin.

    Meal

    Muhakkak ki Allah, gerçekten iman edenleri de bilir, inanmış gibi görünenleri de bilir.

  12. Ankebût 29/12

    وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا اتَّبِعُوا سَبٖيلَنَا وَلْنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْؕ وَمَا هُمْ بِحَامِلٖينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍؕ اِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

    Okunuş

    Ve kalellezine keferu lillezine amenuttebiu sebilena velnahmil hatayakum, ve ma hum bi hamiline min hatayahum min şey', innehum le kazibun.

    Meal

    İnkârcılar müminlere, “Gelin bizim yolumuza uyun, günahınızı biz yüklenelim” derler. Oysa onların hiçbir günahını gerçekten yüklenecek değillerdir; hakikatte onlar katıksız yalancılardır.

  13. Ankebût 29/13

    وَلَيَحْمِلُنَّ اَثْقَالَهُمْ وَاَثْقَالاً مَعَ اَثْقَالِهِمْؗ وَلَيُسْـَٔلُنَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَࣖ

    Okunuş

    Ve le yahmilunne eskalehum ve eskalen mea eskalihim ve le yus'elunne yevmel kıyameti amma kanu yefterun.

    Meal

    Onlar mutlaka kendi günah yükleriyle birlikte başka yükler de yüklenecekler; düzüp koştukları iddialardan dolayı kıyamet gününde kaçınılmaz olarak sorguya çekileceklerdir.

  14. Ankebût 29/14

    وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا نُوحاً اِلٰى قَوْمِهٖ فَلَبِثَ فٖيهِمْ اَلْفَ سَنَةٍ اِلَّا خَمْسٖينَ عَاماًؕ فَاَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ

    Okunuş

    Ve lekad erselna nuhan ila kavmihi, fe lebise fihim elfe senetin illa hamsine ama, fe ehazehumut tufanu ve hum zalimun.

    Meal

    Vaktiyle biz Nûh’u kendi kavmine resul olarak göndermiştik. Nûh, bin yıldan elli yıl daha az bir süreyle onların arasında kaldı. Sonunda zulümlerini sürdürürlerken onları tûfan yakaladı.

  15. Ankebût 29/15

    فَاَنْجَيْنَاهُ وَاَصْحَابَ السَّفٖينَةِ وَجَعَلْنَاهَٓا اٰيَةً لِلْعَالَمٖينَ

    Okunuş

    Fe enceynahu ve ashabes sefineti ve cealna haayeten lil alemin.

    Meal

    Fakat biz Nûh’u ve gemidekileri kurtardık ve bunu bütün insanlık için bir ibret yaptık.

  16. Ankebût 29/16

    وَاِبْرٰهٖيمَ اِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُؕ ذٰلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Ve ibrahime iz kale li kavmihi'budullahe vettekuh, zalikum hayrun lekum in kuntum ta'lemun.

    Meal

    İbrâhim’i de (resul olarak gönderdik). Kavmine şöyle demişti: “Allah’a kulluk edin ve O’na itaatsizlikten sakının. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.”

  17. Ankebût 29/17

    اِنَّمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناً وَتَخْلُقُونَ اِفْكاًؕ اِنَّ الَّذٖينَ تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللّٰهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقاً فَابْتَغُوا عِنْدَ اللّٰهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوهُ وَاشْكُرُوا لَهُؕ اِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

    Okunuş

    İnnema ta'budune min dunillahi evsanen ve tahlukune ifka, innellezine ta'budune min dunillahi la yemlikune lekum rızkan, febtegu indallahir rızka va'buduhu veşkuru leh, ileyhi turceun.

    Meal

    “Siz Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapıyor, asılsız inançlar uyduruyorsunuz. Kuşkusuz Allah’ı bırakıp da taptığınız bu şeyler size rızık vermekten âcizdirler. O zaman rızkınızı Allah’ın katında arayın, O’na kul olun, O’na şükredin; sonunda O’na döneceksiniz.”

  18. Ankebût 29/18

    وَاِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ اُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْؕ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ اِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبٖينُ

    Okunuş

    Ve in tukezzibu fe kad kezzebe umemun min kablikum, ve ma aler resuli illel belagul mubin.

    Meal

    “Eğer (gerçeği) yalanlamaya kalkışırsanız, bilesiniz ki sizden önceki nice topluluklar da böyle yalanlamalarda bulundular. Elçinin görevi açık bir tebliğden ibarettir.”

  19. Ankebût 29/19

    اَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللّٰهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعٖيدُهُؕ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَسٖيرٌ

    Okunuş

    E ve lem yerev keyfe yubdiullahul halka, summe yuiduh , inne zalike alallahi yesir.

    Meal

    Peki onlar, Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını, sonra onu ardarda sürdürdüğünü görmezler mi? Kuşkusuz bu, Allah için kolaydır.

  20. Ankebût 29/20

    قُلْ سٖيرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ بَدَاَ الْخَلْقَ ثُمَّ اللّٰهُ يُنْشِئُ النَّشْاَةَ الْاٰخِرَةَؕ اِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَدٖيرٌۚ

    Okunuş

    Kul siru fil ardı fanzuru keyfe bedeel halka, summallahu yunşiun neş'etel ahıreh, innallahe ala kulli şey'in kadir.

    Meal

    (Resulüm!) De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın ve Allah’ın ilk yaratılışı nasıl başlatıp devam ettirdiğini görün. Allah, daha sonra ikinci hayatı da işte böyle gerçekleştirecektir; Allah her şeye kādirdir.”

  21. Ankebût 29/21

    يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَٓاءُۚ وَاِلَيْهِ تُقْلَبُونَ

    Okunuş

    Yuazzibu men yeşau ve yerhamu men yeşa', ve ileyhi tuklebun.

    Meal

    “O, dilediğine azap eder, dilediğini esirger. Hepiniz dönüp dolaşıp O’na ­varacaksınız.”

  22. Ankebût 29/22

    وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُعْجِزٖينَ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِؗ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصٖيرٍࣖ

    Okunuş

    Ve ma entum bi mu'cizine fil ardı ve la fis semai ve ma lekum min dunillahi min veliyyin ve la nasir.

    Meal

    “Ne yeryüzünde ne de gökte Allah’ı çaresiz bırakabilirsiniz. Allah’ın dışında bir himayeciniz ve yardımcınız da yoktur.”

  23. Ankebût 29/23

    وَالَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ وَلِقَٓائِهٖٓ اُو۬لٰٓئِكَ يَـئِسُوا مِنْ رَحْمَتٖي وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ اَلٖيمٌ

    Okunuş

    Vellezine keferu bi ayatillahi ve likaihi ulaike yeisu min rahmeti ve ulaike lehum azabun elim.

    Meal

    Allah’ın âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr edenler, işte bunların rahmetimden ümitleri olamaz ve bunlar için acı bir azap vardır.

  24. Ankebût 29/24

    فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ اَوْ حَرِّقُوهُ فَاَنْجٰيهُ اللّٰهُ مِنَ النَّارِؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

    Okunuş

    Fe ma kane cevabe kavmihi illa en kaluktuluhu ev harrýkuhu fe encahullahu minen nar, inne fi zalike le ayatin li kavmin yu'minun.

    Meal

    Kavminin (İbrâhim hakkındaki) cevabı, “Onu öldürün ya da yakın!” demekten ibaret oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. İşte bunda inanan bir topluluk için ibretler vardır.

  25. Ankebût 29/25

    وَقَالَ اِنَّمَا اتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْثَاناًۙ مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ ثُمَّ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ يَكْفُرُ بَعْضُكُمْ بِبَعْضٍ وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضاًؗ وَمَأْوٰيكُمُ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرٖينَࣗ

    Okunuş

    Ve kale innemettehaztum min dunillahi evsanen meveddete beynikum fil hayatid dunya, summe yevmel kıyameti yekfuru ba'dukum bi ba'dın ve yel'anu ba'dukum ba'dan ve me'vakumun naru ve ma lekum min nasırin.

    Meal

    İbrâhim onlara şöyle demişti: “Sizler, sırf dünya hayatında aranızdaki sevgi (ve çıkar) ilişkisini sürdürmek için Allah’ı bırakıp kendinize birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet gününde birbirinizi reddedecek, birbirinize lânetler yağdıracaksınız. Varacağınız yer cehennemdir; hiçbir yardımcınız da olmayacaktır.”

  26. Ankebût 29/26

    فَاٰمَنَ لَهُ لُوطٌۘ وَقَالَ اِنّٖي مُهَاجِرٌ اِلٰى رَبّٖيؕ اِنَّهُ هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Okunuş

    Fe amene lehu lut ve kale inni muhacirun ila rabbi, innehu huvel azizul hakim.

    Meal

    Bunun üzerine Lût ona iman etti. (İbrâhim) “Artık ben rabbime göç edeceğim. Şüphesiz O güçlüdür, hikmet sahibidir” dedi.

  27. Ankebût 29/27

    وَوَهَبْنَا لَـهُٓ اِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَا فٖي ذُرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَاٰتَيْنَاهُ اَجْرَهُ فِي الدُّنْيَاۚ وَاِنَّهُ فِي الْاٰخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحٖينَ

    Okunuş

    Ve vehebna lehu ishaka ve ya'kube ve cealna fi zurriyyetihin nubuvvete vel kitabe, ve ateynahu ecrehu fid dunya, ve innehu fil ahıreti le mines salihin.

    Meal

    Ona İshak ve Ya‘kūb’u bağışladık, soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik. Ona bu dünyada mükâfatını verdik; o, âhirette de iyiler arasında yer ­alacaktır.

  28. Ankebût 29/28

    وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِهٖٓ اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَؗ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَمٖينَ

    Okunuş

    Ve lutan iz kale li kavmihi innekum le te'tunel fahışete ma sebekakum biha min ehadin minel alemin.

    Meal

    Lût’a gelince o, kavmine demişti ki: “Siz, kesinlikle daha önce hiçbir milletten hiç kimsenin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz.”

  29. Ankebût 29/29

    اَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ وَتَقْطَعُونَ السَّبٖيلَ وَتَأْتُونَ فٖي نَادٖيكُمُ الْمُنْكَرَؕ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهٖٓ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا ائْتِنَا بِعَذَابِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقٖينَ

    Okunuş

    E innekum le te'tuner ricale ve taktaunes sebile ve te'tune fi nadikumulmunker, fe ma kane cevabe kavmihi illa en kalu'tina bi azabillahi in kunte mines sadikin.

    Meal

    “Siz hâlâ erkeklere yaklaşacak, meşrû yolu kapatacak, toplantılarınızda ahlâk dışı işler yapacak mısınız?” Kavminin tek cevabı şu oldu: “Hadi, doğru söyleyenlerden isen başımıza Allah’ın azabını getir de görelim!”

  30. Ankebût 29/30

    قَالَ رَبِّ انْصُرْنٖي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدٖينَࣖ

    Okunuş

    Kale rabbinsurni alel kavmil mufsidin.

    Meal

    Lût, “Şu ahlâkı bozan topluluğa karşı bana yardım et rabbim!” diye dua etti.

  31. Ankebût 29/31

    وَلَمَّا جَٓاءَتْ رُسُلُـنَٓا اِبْرٰهٖيمَ بِالْبُشْرٰىۙ قَالُٓوا اِنَّا مُهْلِكُٓوا اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِۚ اِنَّ اَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمٖينَۚ

    Okunuş

    Ve lemma caet rusuluna ibrahime bil buşra, kalu inna muhliku ehli hazihil karyeh, inne ehleha kanu zalimin.

    Meal

    Elçilerimiz İbrâhim’e müjdeyi getirdiklerinde, “Biz şu memleketin halkını yok edeceğiz; çünkü oranın halkı zulme sapmışlardır” dediler.

  32. Ankebût 29/32

    قَالَ اِنَّ فٖيهَا لُـوطاًؕ قَالُوا نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَنْ فٖيهَاؗ لَنُنَجِّيَنَّهُ وَاَهْلَـهُٓ اِلَّا امْرَاَتَهُؗ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرٖينَ

    Okunuş

    Kale inne fiha luta, kalu nahnu a'lemu bi men fiha le nunecciyennehu ve ehlehu illemreetehu kanet minel gabirin.

    Meal

    İbrâhim, “Ama orada Lût da yaşıyor!” dedi. “Biz orada kimlerin bulunduğunu çok iyi biliyoruz; onu ve karısı dışındaki bütün ailesini elbette kurtaracağız, karısı geride kalanlar arasında yer alacak” dediler.

  33. Ankebût 29/33

    وَلَمَّٓا اَنْ جَٓاءَتْ رُسُلُنَا لُـوطاً سٖٓيءَ بِهِمْ وَضَـاقَ بِهِمْ ذَرْعاً وَقَالُوا لَا تَخَفْ وَلَا تَحْزَنْࣞ اِنَّا مُنَجُّوكَ وَاَهْلَكَ اِلَّا امْرَاَتَكَ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرٖينَ

    Okunuş

    Ve lemma en caet rusuluna lutan sie bihim ve daka bihim zer'an, ve kalu la tehaf ve la tahzen, inna muneccuke ve ehleke illemreeteke kanet minel gabirin.

    Meal

    Elçilerimiz kendisine geldiğinde Lût, onlardan dolayı huzursuz oldu ve ne yapacağını şaşırdı. Ama onlar “Korkma, tasalanma!” dediler; “Biz seni ve karın dışında bütün aileni kurtaracağız; karın ise geride kalanlar arasında yer alacak.”

  34. Ankebût 29/34

    اِنَّا مُنْزِلُونَ عَلٰٓى اَهْلِ هٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزاً مِنَ السَّمَٓاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ

    Okunuş

    İnna munzilune ala ehli hazihil karyeti riczen mines semai bima kanu yefsukun.

    Meal

    “Biz, yoldan çıkmalarının cezası olarak bu memleket halkının üzerine gökten alçaltıcı bir belâ indireceğiz!”

  35. Ankebût 29/35

    وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَٓا اٰيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

    Okunuş

    Ve lekad terekna minha ayeten beyyineten li kavmin ya'kılun.

    Meal

    İşte o memleketten geriye, aklını kullananların yararlanabileceği açık bir ibret vesikası bıraktık.

  36. Ankebût 29/36

    وَاِلٰى مَدْيَنَ اَخَاهُمْ شُعَيْباًۙ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْاٰخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِدٖينَ

    Okunuş

    Ve ila medyene ehahum şuayben fe kale ya kavmi'budullahe vercul yevmel ahıre ve la ta'sev fil ardı mufsidin.

    Meal

    Medyenliler’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim” dedi, “Allah’a kul olun, âhiret gününü ümitle bekleyin; yeryüzünde bozgunculuk yapıp karışıklık çıkarmayın!”

  37. Ankebût 29/37

    فَكَذَّبُوهُ فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا فٖي دَارِهِمْ جَاثِمٖينَؗ

    Okunuş

    Fe kezzebuhu fe ehazethumur recfetu fe asbehu fi darihim casimin.

    Meal

    Ama onu yalancılıkla suçladılar. Bunun üzerine kendilerini o dehşetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yere serildiler!

  38. Ankebût 29/38

    وَعَاداً وَثَمُودَا۬ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْࣞ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ اَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبٖيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرٖينَۙ

    Okunuş

    Ve aden ve semude ve kad tebeyyene lekum min mesakinihim, ve zeyyene lehumuş şeytanu a'malehum fe saddehum anis sebili ve kanu mustebsırin.

    Meal

    Âd ve Semûd kavimleri de öyle. Onların durumlarını meskenlerinin kalıntıları size apaçık gösteriyor. Şeytan onlara, (kötü) işlerini güzel gösterip kendilerini doğru yoldan saptırmıştı; oysa gerçeği görme yeteneğine de sahiplerdi.

  39. Ankebût 29/39

    وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مُوسٰى بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْاَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقٖينَۚ

    Okunuş

    Ve karune ve fir'avne ve hamane ve lekad caehum musa bil beyyinati festekberu fil ardı ve ma kanu sabikin.

    Meal

    Kārûn, Firavun ve Hâmân’ın âkıbeti de aynı oldu. Gerçekte Mûsâ onlara açık seçik deliller getirmişti; ama onlar yeryüzünde ululuk tasladılar. Oysa kaçıp kurtulmaya güçleri de yoktu.

  40. Ankebût 29/40

    فَكُلاًّ اَخَذْنَا بِذَنْبِهٖۚ فَمِنْهُمْ مَنْ اَرْسَلْنَا عَـلَيْهِ حَـاصِباًۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُۚ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْاَرْضَۚ وَمِنْهُمْ مَنْ اَغْرَقْنَاۚ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلٰكِنْ كَانُٓوا اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Okunuş

    Fe kullen ehazna bi zenbih, fe minhum men erselna aleyhi hasıba, ve minhum men ehazethussayhah, ve minhum men hasefnabihil ard, ve minhum men agrakna, ve ma kanallahu li yazlimehum ve lakin kanu enfusehum yazlimun.

    Meal

    Her birini günahından dolayı cezalandırdık; kiminin üzerine taşları savuran fırtınalar gönderdik, kimini o korkunç ses yakaladı, kimini yerin dibine gömdük, kimini sularda boğduk. Allah’ın muradı onlara kötülük etmek değildi, fakat onlar kendi kendilerine kötülük ediyorlardı.

  41. Ankebût 29/41

    مَثَلُ الَّذٖينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَوْلِيَٓاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِۚ اِتَّخَذَتْ بَيْتاًؕ وَاِنَّ اَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِۘ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Meselullezinettehazu min dunillahi evliyae ke meselil ankebut, ittehazet beyta ve inne evhenel buyuti le beytul ankebut, lev kanu ya'lemun.

    Meal

    Allah’tan başka varlıkların korumasına sığınanların durumu, örümceğin durumuna benzer: Örümcek, (ağını) kendine bir yuva edinir, ama yuvaların en çürüğü de örümceğin yuvasıdır. Keşke bilselerdi!

  42. Ankebût 29/42

    اِنَّ اللّٰهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهٖ مِنْ شَيْءٍؕ وَهُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ

    Okunuş

    İnnallahe ya'lemu ma yed'une min dunihi min şey', ve huvel azizul hakim.

    Meal

    Allah, onların kendisini bırakıp da ne türlü şeylere yalvarıp yakardıklarını şüphesiz bilmektedir. O, azîzdir, hakîmdir.

  43. Ankebût 29/43

    وَتِلْكَ الْاَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِۚ وَمَا يَعْقِلُـهَٓا اِلَّا الْعَالِمُونَ

    Okunuş

    Ve tilkel emsalu nadribuha lin nas ve ma ya'kıluha illel alimun.

    Meal

    İşte biz, insanlara bu misalleri anlatıyoruz ama bunların hikmetini gerçek bilgi sahibi olanlardan başkası kavrayamamaktadır.

  44. Ankebût 29/44

    خَلَقَ اللّٰهُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِلْمُؤْمِنٖينَࣖ

    Okunuş

    Halakallahus semavati vel arda bil hakk, inne fi zalike le ayeten lil mu'minin.

    Meal

    Allah gökleri ve yeri hikmet ve fayda esasına göre yarattı. Şüphesiz, inananlar için bunda ibret vardır.

  45. Ankebût 29/45

    اُتْلُ مَٓا اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَؕ اِنَّ الصَّلٰوةَ تَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِؕ وَلَذِكْرُ اللّٰهِ اَكْبَرُؕ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

    Okunuş

    Utlu ma uhıye ileyke minel kitabi ve ekımıs salat, innes salate tenha anil fahşai vel munker, ve le zikrullahi ekber, vallahu ya'lemu ma tasneun.

    Meal

    Kitaptan sana vahyedilenleri oku, namazı özenle kıl. Kuşkusuz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten meneder. Allah’ı anmak her şeyden önemlidir. Allah yaptıklarınızı bilir.

  46. Ankebût 29/46

    وَلَا تُجَادِلُٓوا اَهْلَ الْكِتَابِ اِلَّا بِالَّتٖي هِيَ اَحْسَنُࣗ اِلَّا الَّذٖينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ وَقُولُٓوا اٰمَنَّا بِالَّـذٖٓي اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَاُنْزِلَ اِلَيْكُمْ وَاِلٰهُنَا وَاِلٰهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

    Okunuş

    Ve la tucadilu ehlel kitabi illa billeti hiye ahsenu illellezine zalemu minhum ve kulu amenna billezi unzile ileyna ve unzile ileykum ve ilahuna ve ilahukum vahıdun ve nahnu lehu muslimun.

    Meal

    İçlerinden haksızlığa sapanlar dışında Ehl-i kitap’la mücadelenizi sadece en güzel yolla sürdürün ve deyin ki: “Bize indirilene de size indirilene de inandık. Bizim tanrımız da sizin tanrınız da birdir. Biz O’na teslim olmuşuzdur.”

  47. Ankebût 29/47

    وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْـنَٓا اِلَيْكَ الْكِتَابَؕ فَالَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهٖۚ وَمِنْ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِهٖؕ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الْكَافِرُونَ

    Okunuş

    Ve kezalike enzelna ileykel kitab, fellezine ateyna humul kitabe yu'minune bih, ve min haulai men yu'minu bih, ve ma yechadu bi ayatina illel kafirun.

    Meal

    İşte biz kitabı sana böyle indiriyoruz. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona iman ederler, şunlardan da (müşrikler) ona inananlar var. Âyetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.

  48. Ankebût 29/48

    وَمَا كُنْتَ تَتْلُوا مِنْ قَبْلِهٖ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمٖينِكَ اِذاً لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ

    Okunuş

    Ve ma kunte tetlu min kablihi min kitabin ve la tehuttuhu bi yeminike izen lertabel mubtılun.

    Meal

    Sen bundan önce ne bir kitap okuyabiliyor ne de onu kendi elinle yazabiliyordun; öyle olsaydı gerçeği çürütmeye çalışanlar kuşkuya düşerlerdi.

  49. Ankebût 29/49

    بَلْ هُوَ اٰيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فٖي صُدُورِ الَّذٖينَ اُو۫تُوا الْعِلْمَؕ وَمَا يَجْحَدُ بِاٰيَاتِنَٓا اِلَّا الظَّالِمُونَ

    Okunuş

    Bel huve ayatun beyyinatun fi sudurillezine utul ilm, ve ma yechadu bi ayatina illez zalimun.

    Meal

    Hayır! O (Kur’an), bilgiye mazhar kılınmış olanların sıkıntıya düşmeden anlayabilecekleri apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez.

  50. Ankebût 29/50

    وَقَالُوا لَوْلَٓا اُنْزِلَ عَلَيْهِ اٰيَاتٌ مِنْ رَبِّهٖؕ قُلْ اِنَّمَا الْاٰيَاتُ عِنْدَ اللّٰهِؕ وَاِنَّـمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ

    Okunuş

    Ve kalu lev la unzile aleyhi ayatun min rabbih, kul innemel ayatu indallah, ve innema ene nezirun mubin.

    Meal

    Onlar hâlâ, “Rabbinden ona bazı mûcizeler indirilmeli değil miydi?” diyorlar. De ki: “Mûcizeler yalnız Allah’ın katındadır; ben sadece bir uyarıcıyım.”

  51. Ankebût 29/51

    اَوَلَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلٰى عَلَيْهِمْؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرٰى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَࣖ

    Okunuş

    E ve lem yekfihim enna enzelna aleykel kitabe yutla aleyhim, inne fi zalike le rahmeten ve zikra li kavmin yu'minun.

    Meal

    Kendilerine okunan bu kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu? Elbette inanan bir topluluk için onda rahmet ve ibret vardır.

  52. Ankebût 29/52

    قُلْ كَفٰى بِاللّٰهِ بَيْنٖي وَبَيْنَكُمْ شَهٖيداًۚ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِؕ وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللّٰهِۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

    Okunuş

    Kul kefa billahi beyni ve beynekum şehida, ya'lemu ma fis semavati vel ard, vellezine amenu bil batılı ve keferu billahi ulaike humul hasirun.

    Meal

    De ki: “Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir.” Bâtıla inanan ve Allah’ı inkâr edenlere gelince, işte hüsrana uğrayacak olanlar onlardır.

  53. Ankebût 29/53

    وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِؕ وَلَوْلَٓا اَجَلٌ مُسَمًّى لَجَٓاءَهُمُ الْعَذَابُؕ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

    Okunuş

    Ve yesta'ciluneke bil azab, ve lev la ecelun musemmen le caehumul azab, ve le ye'tiyennehum bagteten ve hum la yeş'urun.

    Meal

    Onlar senden, azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Önceden belirlenmiş bir vade olmasaydı elbette azap tepelerine inmişti. Ama onlar farkında olmadan o ansızın kendilerine gelecektir.

  54. Ankebût 29/54

    يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِؕ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحٖيطَةٌ بِالْكَافِرٖينَۙ

    Okunuş

    Yesta'ciluneke bil azab, ve inne cehenneme le muhitatun bil kafirin.

    Meal

    (Evet!) Onlar senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Kuşkuları olmasın, cehennem inkârcıları kuşatmış durumda!

  55. Ankebût 29/55

    يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

    Okunuş

    Yevme yagşahumul azabu min fevkıhim ve min tahti erculihim ve yekulu zuku ma kuntum ta'melun.

    Meal

    O gün azap onları tepeden tırnağa saracak ve Allah, “Yaptıklarınızın cezasını tadın!” buyuracaktır.

  56. Ankebût 29/56

    يَا عِبَادِيَ الَّذٖينَ اٰمَنُٓوا اِنَّ اَرْضٖي وَاسِعَةٌ فَاِيَّايَ فَاعْبُدُونِ

    Okunuş

    Ya ıbadıyellezine amenu inne ardi vasiatun fe iyyaye fa'budun.

    Meal

    Ey inanan kullarım! Benim arzım geniştir; o halde yalnız bana kul olmakta sebat edin.

  57. Ankebût 29/57

    كُلُّ نَفْسٍ ذَٓائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ اِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

    Okunuş

    Kullu nefsin zaikatul mevti summe ileyna turceun.

    Meal

    Her canlı ölümü tadacak ve sonunda dönüp huzurumuza geleceksiniz.

  58. Ankebût 29/58

    وَالَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفاً تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاؕ نِعْمَ اَجْرُ الْعَامِلٖينَࣗ

    Okunuş

    Vellezine amenu ve amilus salihati le nubevviennehum minel cenneti gurafan tecrimin tahtihel enharu halidine fiha, ni'me ecrul amilin.

    Meal

    Bu ayetin meali 59. ayetle birlikte verilir.

  59. Ankebût 29/59

    اَلَّذٖينَ صَبَرُوا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ

    Okunuş

    Ellezine saberu ve ala rabbihim yetevekkelun.

    Meal

    (58-59) İman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanları -hiç şüpheniz olmasın- içinde ebedî kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetteki köşklere yerleştireceğiz; sıkıntılara katlanan, yalnız Allah’a dayanıp güvenerek işlerini gerektiği gibi yapanlara ne güzel karşılık!

  60. Ankebût 29/60

    وَكَاَيِّنْ مِنْ دَٓابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَاࣗ اَللّٰهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْؗ وَهُوَ السَّمٖيعُ الْعَلٖيمُ

    Okunuş

    Ve keeyyin min dabbetin la tahmilu rızkaha allahu yerzukuha ve iyyakum ve huves semiul alim.

    Meal

    Nice canlı var ki rızkını sırtında taşımıyor; onları da sizi de besleyip barındıran Allah’tır. O her şeyi işitir, her şeyi bilir.

  61. Ankebût 29/61

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللّٰهُۚ فَاَنّٰى يُؤْفَكُونَ

    Okunuş

    Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda ve sehhareş şemse vel kamere le yekulunnallah, fe enna yu'fekun.

    Meal

    Şayet o inkârcılara, “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı yasalarına boyun eğdiren kimdir?” diye soracak olsan, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. O halde haktan nasıl yüz çevirirler?

  62. Ankebût 29/62

    اَللّٰهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَيَقْدِرُ لَهُؕ اِنَّ اللّٰهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلٖيمٌ

    Okunuş

    Allahu yebsutur rızka li men yeşau min ibadihi ve yakdiru leh, innallahe bi kulli şey'in alim.

    Meal

    Allah rızkı kullarından dilediğine bol bol, dilediğine de ölçülü verir. Allah her şeyi hakkıyla bilir.

  63. Ankebût 29/63

    وَلَئِنْ سَاَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللّٰهُؕ قُلِ الْحَمْدُ لِلّٰهِؕ بَلْ اَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَࣖ

    Okunuş

    Ve le in seeltehum men nezzele mines semai maen fe ahya bihil arda min ba'di mevtiha le yekulunnallah, kulil hamdu lillah, bel ekseruhum la ya'kılun.

    Meal

    Yine onlara, “Göklerden su indirip de onunla ölü toprağa hayat veren kimdir?” diye sorsan, hiç tereddütsüz “Allah’tır” derler. De ki: “Hamd Allah’a mahsustur; ama onların çoğu akıllarını kullanmazlar.”

  64. Ankebût 29/64

    وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَٓا اِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌؕ وَاِنَّ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُۘ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Ve ma hazihil hayatud dunya illa lehvun ve laib, ve inned darel ahırete le hiyel hayevan, lev kanu ya'lemun.

    Meal

    (Oysa onların tek gerçek kabul ettikleri) bu dünya hayatı hakikatte sadece bir oyun ve eğlenceden ibarettir; âhiret yurduna gelince işte asıl hayat odur; keşke bunu bilselerdi!

  65. Ankebût 29/65

    فَاِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللّٰهَ مُخْلِصٖينَ لَهُ الدّٖينَۚ فَلَمَّا نَجّٰيهُمْ اِلَى الْبَرِّ اِذَا هُمْ يُشْرِكُونَۙ

    Okunuş

    Fe iza rakibu fil fulki deavullahe muhlisine lehud din, fe lemma neccahum ilel berri iza hum yuşrikun.

    Meal

    Onlar bir gemiye bindikleri zaman (fırtına korkusuyla), kendisine içten bir inanç ve bağlılıkla Allah’a yakarırlar; fakat onları sağ salim karaya çıkardığında bakarsın ki yine Allah’a ortak koşuyorlar.

  66. Ankebût 29/66

    لِيَكْفُرُوا بِمَٓا اٰتَيْنَاهُمْۙ وَلِيَتَمَتَّعُواࣞ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

    Okunuş

    Li yekfuru bima ateynahum ve li yetemettau, fe sevfe ya'lemun.

    Meal

    Kendilerine bahşettiğimiz şeylere karşı nankörlük etsinler, zevku safa sürsünler! Ama yakında anlayacaklar!

  67. Ankebût 29/67

    اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا جَعَلْنَا حَرَماً اٰمِناً وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْؕ اَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللّٰهِ يَكْفُرُونَ

    Okunuş

    E ve lem yerev enna cealna haramen aminen ve yutehattafun nasu min havlihim, e fe bil batılı yu'minune ve bi ni'metillahi yekfurun.

    Meal

    Görmezler mi ki, çevrelerindeki insanlar durmadan yerinden koparılıp götürülürken biz (Mekke’yi) güvenli, dokunulmaz belde yapmışızdır! Hâlâ asılsız şeylere inanıp Allah’ın nimetine karşı nankörlük mü edecekler?

  68. Ankebût 29/68

    وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرٰى عَلَى اللّٰهِ كَذِباً اَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَٓاءَهُؕ اَلَيْسَ فٖي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرٖينَ

    Okunuş

    Ve men azlemu mimmeniftera alallahi keziben ev kezzebe bil hakkı lemma caeh, e leyse fi cehenneme mesven lil kafirin.

    Meal

    Allah hakkında yalan yanlış şeyler uyduran yahut kendisine hakikat geldiğinde onu yalan sayandan daha zalimi kimdir! Cehennemde inkârcılar için kalacak yer mi yok!

  69. Ankebût 29/69

    وَالَّذٖينَ جَاهَدُوا فٖينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَاؕ وَاِنَّ اللّٰهَ لَمَعَ الْمُحْسِنٖينَ

    Okunuş

    Vellezine cahedu fina le nehdiyennehum subulena ve innallahe le meal muhsinin.

    Meal

    Bizim uğrumuzda elinden gelen çabayı sarfedenlere gelince, onları bize ulaşan yollara mutlaka yöneltiriz. Kuşkusuz Allah iyilik yapanların yanındadır.

Meal: Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet). Arapça metin: Diyanet İşleri Başkanlığı mushafı (kuran.diyanet.gov.tr). Okunuş: Açık Kuran (acikkuran.com).

Ankebût suresi hakkında sık sorulanlar

Ankebût suresi kaç ayettir?

Ankebût suresi 69 ayettir.

Ankebût suresi kaçıncı sayfada?

Ankebût, Kur'an-ı Kerim'in 29. suresidir. Diyanet mushafında 20. cüzde başlar, 21. cüzde biter; 396. sayfada başlar, 404. sayfada biter.

Ankebût suresi Mekkî mi, Medenî mi?

Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisinde Ankebût suresi Mekkî olarak sınıflandırılır.

Tevazu uygulaması

Ankebût suresini ayet ayet takip ederek dinleyin

Uygulamada hafız seçin, sesi indirip çevrimdışı dinleyin; 13 dilde meal ve Türkçe okunuş bir arada.

Telefonunuzun kamerasıyla okutun
Tevazu Kur'an ekranı: hatim takibi, sureler, cüzler ve sayfalar