Sâd Suresi: Arapça, Okunuşu ve Meali
Sâd, Kur'an-ı Kerim'in 38. suresidir; Mekkî olarak sınıflandırılır ve 88 ayettir. Diyanet mushafında 23. cüzde , 453. sayfada başlar, 458. sayfada biter. Aşağıda her ayetin Arapçası, Türkçe okunuşu ve meali yer alır.
- 38. sure
- Mekkî
- 88 ayet
- 23. cüz · sayfa 453–458
Sâd suresinin Arapçası, okunuşu ve meali
Besmele: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ
-
Sâd 38/1
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّ كْرِؕ
OkunuşSad, vel kur'ani ziz zikr.
MealBu ayetin meali 2. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/2
بَلِ الَّذٖينَ كَفَرُوا فٖي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ
OkunuşBelillezine keferu fi ızzetin ve şikak.
Meal(1-2) Sâd. Öğüt ve uyarı dolu Kur’an’a andolsun ki inkâr edenler, bu uyarıya kulak verecekleri yerde, gurura kapılmış ve ayrılığa düşmüşlerdir.
-
Sâd 38/3
كَمْ اَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حٖينَ مَنَاصٍ
OkunuşKem ehlekna min kablihim min karnin fe nadev ve late hine menas.
MealOnlardan önce nice nesilleri helâk ettik; o sırada feryat ettiler ama artık zaman kurtulma zamanı değildi.
-
Sâd 38/4
وَعَجِبُٓوا اَنْ جَٓاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْؗ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌۚ
OkunuşVe acibu en caehum munzirun minhum ve kalel kafirune haza sahırun kezzab.
MealŞimdi bunlar da kendilerine aralarından bir uyarıcı gelmesine şaşıyorlar ve bu inkârcılar şöyle diyorlar: “Bu adam bir sihirbazdır, tam bir yalancıdır.
-
Sâd 38/5
اَجَعَلَ الْاٰلِهَةَ اِلٰهاً وَاحِداًۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ
OkunuşE cealel alihete ilahen vahıda, inne haza le şey'un ucab.
MealTanrıları tek tanrıya mı indiriyor? Bu gerçekten şaşılacak bir şey!”
-
Sâd 38/6
وَانْطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ اَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلٰٓى اٰلِهَتِكُمْۚ اِنَّ هٰذَا لَشَيْءٌ يُرَادُۚ
OkunuşVentalekal meleu minhum enimşu vasbiru ala alihetikum inne haza le şey'un yurad.
MealOnların ileri gelenleri harekete geçip şöyle dediler: “Yolunuzda yürüyün! Tanrılarınıza bağlılıkta direnin! İşte (sizden) istenen budur.
-
Sâd 38/7
مَا سَمِعْنَا بِهٰذَا فِي الْمِلَّةِ الْاٰخِرَةِۚ اِنْ هٰذَٓا اِلَّا اخْتِلَاقٌۚ
OkunuşMa semi'na bi haza fil milletil ahıreh, in haza illahtilak.
MealBildiğimiz son dinde böyle bir şeyi işitmedik; bu uydurmadan başka bir şey değil.
-
Sâd 38/8
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاؕ بَلْ هُمْ فٖي شَكٍّ مِنْ ذِ كْرٖيۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِؕ
OkunuşE unzile aleyhiz zikru min beynina, bel hum fi şekkin min zikri, bel lemma yezuku azab.
Mealİlâhî uyarı içimizden ona mı indirildi şimdi!” İşin doğrusu onlar benim uyarım karşısında kuşku içindedirler. Hayır, azabımı henüz tatmadılar!
-
Sâd 38/9
اَمْ عِنْدَهُمْ خَزَٓائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزٖيزِ الْوَهَّابِۚ
OkunuşEm indehum hazainu rahmeti rabbikel azizil vehhab.
MealYoksa senin aziz ve lutufkâr rabbinin rahmet hazineleri onların elinde midir?
-
Sâd 38/10
اَمْ لَهُمْ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَاࣞ فَلْيَرْتَقُوا فِي الْاَسْبَابِ
OkunuşEm lehum mulkus semavati vel ardı ve ma beynehuma, felyerteku fil esbab.
MealYa da göklerle yerin ve ikisi arasında bulunanların hükümranlığı onlarda mı? Öyleyse çareler bulup göklere yükselseler ya!
-
Sâd 38/11
جُنْدٌ مَا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِنَ الْاَحْزَابِ
OkunuşCundun ma hunalike mehzumun minel ahzab.
MealOnlar, orada çeşitli bölüklerden oluşmuş, bu durumda şimdiden yenilmeye mahkûm bir kalabalıktır.
-
Sâd 38/12
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْاَوْتَادِۙ
OkunuşKezzebet kablehum kavmu nuhın ve adun ve fir'avnu zul evtadi.
MealBu ayetin meali 13. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/13
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَاَصْحَابُ لْـَٔيْكَةِؕ اُو۬لٰٓئِكَ الْاَحْزَابُ
OkunuşVe semudu ve kavmu lutın ve ashabul eykeh, ulaikel ahzab.
Meal(12-13) Bunlardan önce Nûh kavmi, Âd kavmi, kazıklı Firavun, Semûd kavmi, Lût kavmi ve Eyke halkı, bütün bu topluluklar ısrarla gerçeği yalanlamışlardı.
-
Sâd 38/14
اِنْ كُلٌّ اِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِࣖ
Okunuşİn kullun illa kezzeber rusule fe hakka ıkab.
MealHepsi de elçileri yalancılıkla suçladılar, bu yüzden de kendilerini cezalandırmam hak oldu.
-
Sâd 38/15
وَمَا يَنْظُرُ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ اِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَا لَهَا مِنْ فَوَاقٍ
OkunuşVe ma yanzuru haulai illa sayhaten vahıdeten ma leha min fevak.
MealBunlar da şimdi, bir daha geri dönüşe imkân bırakmayacak olan korkunç bir sesi, yalnızca bunu beklemektedirler.
-
Sâd 38/16
وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّلْ لَنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ
OkunuşVe kalu rabbena accil lena kıttana kable yevmil hisab.
MealOnlar, (alaycı bir tavırla), “Rabbimiz! Hesap gününden önce payımıza düşen azabı hemen şimdi ver!” dediler.
-
Sâd 38/17
اِصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُ۫دَ ذَا الْاَيْدِۚ اِنَّـهُٓ اَوَّابٌ
OkunuşIsbır ala ma yekulune vezkur abdena davude zel eyd, innehu evvab.
MealSen, onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Dâvûd’u hatırla! Yönü hep Allah’a dönüktü.
-
Sâd 38/18
اِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْاِشْرَاقِۙ
Okunuşİnna sahharnel cibale meahu yusebbıhne bil aşiyyi vel işrak.
MealBu ayetin meali 19. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/19
وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةًؕ كُلٌّ لَـهُٓ اَوَّابٌ
OkunuşVet tayre mahşureh, kullun lehu evvab.
Meal(18-19) Dağları onun emrine verdik. Sabah akşam yaratıcılarını tesbih ederlerdi. Toplu halde kuşları da (emrine verdik). Hepsi de Allah’a yönelmişlerdi.
-
Sâd 38/20
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَاٰتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ
OkunuşVe şededna mulkehu ve ateynahul hikmete ve faslel hıtab.
MealOnun hükümdarlığını güçlendirmiş, kendisine hikmet (peygamberlik) ve anlaşmazlıkları halletme yeteneği vermiştik.
-
Sâd 38/21
وَهَلْ اَتٰيكَ نَـبَؤُا الْخَصْمِۘ اِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَۙ
OkunuşVe hel etake nebeul hasm, iz tesevverul mihrab.
MealBu ayetin meali 22. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/22
اِذْ دَخَلُوا عَلٰى دَاوُ۫دَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْۚ خَصْمَانِ بَغٰى بَعْضُنَا عَلٰى بَعْضٍ فَاحْكُمْ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَٓا اِلٰى سَوَٓاءِ الصِّرَاطِ
Okunuşİz dehalu ala davude fe fezia minhum kalu la tehaf, hasmani bega ba'duna ala ba'dın fahkum beynena bil hakkı ve la tuştıt vehdina ila sevais sırat.
Meal(21-22) Davalaşanlara dair bilgi sana ulaştı mı? Bu adamlar mâbedin duvarına tırmanıp Dâvûd’un yanına girmişlerdi. Dâvûd onları görünce telâşlanmıştı. “Korkma” dediler, “Birimizin diğerini haksızlık etmekle suçladığı iki davacıyız biz. Aramızda âdil bir hüküm ver; doğruluktan sapma, bize de doğru yolu göster.”
-
Sâd 38/23
اِنَّ هٰذَٓا اَخٖي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ اَكْفِلْنٖيهَا وَعَزَّنٖي فِي الْخِطَابِ
Okunuşİnne haza ahi lehu tis'un ve tis'une na'ceten ve liye na'cetun vahidetun fe kale ekfilniha ve azzeni fil hıtab.
Meal“Şu adam benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu, benim ise bir tek koyunum var. Buna rağmen ‘Onu da bana ver’ dedi ve bu tartışmada bana baskın çıktı.”
-
Sâd 38/24
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِهٖؕ وَاِنَّ كَثٖيراً مِنَ الْخُلَطَٓاءِ لَيَبْغٖي بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلٖيلٌ مَا هُمْؕ وَظَنَّ دَاوُ۫دُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعاً وَاَنَابَ
OkunuşKale lekad zalemeke bi suali na'cetike ila niacih, ve inne kesiren minel huletai le yebgi ba'duhum ala ba'dın illellezine amenu ve amilus salihati ve kalilun ma hum, ve zanne davudu ennema fetennahu festagfere rabbehu ve harre rakian ve enab.
MealDâvûd şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi.
-
Sâd 38/25
فَغَفَرْنَا لَهُ ذٰلِكَؕ وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍ
OkunuşFe gaferna lehu zalik, ve inne lehu indena le zulfa ve husne meab.
MealBiz de onu bağışladık. Kuşkusuz yanımızda onun yüksek bir makamı, güzel bir geleceği vardır.
-
Sâd 38/26
يَا دَاوُ۫دُ اِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلٖيفَةً فِي الْاَرْضِ فَاحْكُمْ بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوٰى فَيُضِلَّكَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِؕ اِنَّ الَّذٖينَ يَضِلُّونَ عَنْ سَبٖيلِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِࣖ
OkunuşYa davudu inna cealnake halifeten fil ardı fahkum beynen nasi bil hakkı ve la tettebiil heva fe yudılleke an sebilillah, innellezine yadıllune an sebilillahi lehum azabun şedidun bi ma nesu yevmel hisab.
Meal“Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık; onun için insanlar arasında adaletle hükmet; nefsin isteklerine uyma, sonra seni Allah yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah yolundan sapanlara, hesap verme gününü unutmaları yüzünden çok ağır bir azap vardır.”
-
Sâd 38/27
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَٓاءَ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلاًؕ ذٰلِكَ ظَنُّ الَّذٖينَ كَفَرُواۚ فَوَيْلٌ لِلَّذٖينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِؕ
OkunuşVe ma halaknes semae vel arda ve ma beynehuma batıla, zalike zannullezine keferu, fe veylun lillezine keferu minen nar.
MealGöğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Cehennem ateşinden vay o inkârcıların başına geleceklere!
-
Sâd 38/28
اَمْ نَجْعَلُ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدٖينَ فِي الْاَرْضِؗ اَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقٖينَ كَالْفُجَّارِ
OkunuşEm nec'alullezine amenu ve amilus salihati kel mufsidine fil ardı em nec'alul muttekine kel fuccar.
MealYoksa iman edip dünya ve âhirete yararlı işler yapanları yeryüzünde fesat çıkaranlarla bir mi tutacaktık? Yahut günah işlemekten sakınanları günaha batanlar gibi mi sayacaktık?
-
Sâd 38/29
كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِيَدَّبَّرُٓوا اٰيَاتِهٖ وَلِيَتَذَكَّرَ اُو۬لُوا الْاَلْبَابِ
OkunuşKitabun enzelnahu ileyke mubarekun li yeddebberu ayatihi ve li yetezekkere ulul elbab.
MealBu bir mübarek kitaptır ki onu sana, insanlar âyetleri üzerinde iyice düşünsünler, akıl iz‘an sahipleri ondan dersler, öğütler alsınlar diye indirdik.
-
Sâd 38/30
وَوَهَبْنَا لِدَاوُ۫دَ سُلَيْمٰنَؕ نِعْمَ الْعَبْدُؕ اِنَّهُٓ اَوَّابٌؕ
OkunuşVe vehebna li davude suleyman, ni'mel abd, innehu evvab.
MealBiz Dâvûd’a Süleyman’ı armağan ettik. O ne iyi kuldu! Yönü hep Allah’a dönüktü.
-
Sâd 38/31
اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ
Okunuşİz urıda aleyhi bil aşiyyis safinatul ciyad.
MealBu ayetin meali 32. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/32
فَقَالَ اِنّٖٓي اَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَنْ ذِ كْرِ رَبّٖيۚ حَتّٰى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِࣞ
OkunuşFe kale inni ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbi, hatta tevaret bil hıcab.
Meal(31-32) Bir gün akşama doğru alımlı, soylu koşu atları önüne getirildiğinde, “Ben malı (atları), rabbimi hatırlattığı için sevdim” dedi. Derken (güneş batınca) onlar karanlığın perdesiyle gizlendi.
-
Sâd 38/33
رُدُّوهَا عَلَيَّؕ فَطَفِقَ مَسْحاً بِالسُّوقِ وَالْاَعْنَاقِ
OkunuşRudduha aleyy, fe tafika meshan bis sukı vel a'nak.
Meal(Daha sonra) “Onları bana geri getirin” dedi; bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya başladı.
-
Sâd 38/34
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمٰنَ وَاَلْقَيْنَا عَلٰى كُرْسِيِّهٖ جَسَداً ثُمَّ اَنَابَ
OkunuşVe lekad fetenna suleymane ve elkayna ala kursiyyihi ceseden summe enab.
MealAndolsun biz Süleyman’ı bir sınavdan geçirmiş, tahtının üstüne bir ceset koymuştuk; sonra o bize yöneldi;
-
Sâd 38/35
قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لٖي وَهَبْ لٖي مُلْكاً لَا يَنْبَغٖي لِاَحَدٍ مِنْ بَعْدٖيۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
OkunuşKale rabbigfir li veheb li mulken la yenbagi li ehadin min ba'di, inneke entel vehhab.
MealBu ayetin meali 38. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/36
فَسَخَّرْنَا لَهُ الرّٖيحَ تَجْرٖي بِاَمْرِهٖ رُخَٓاءً حَيْثُ اَصَابَۙ
OkunuşFe sehharna lehur riha tecri bi emrihi ruhaen haysu esab.
MealBu ayetin meali 38. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/37
وَالشَّيَاطٖينَ كُلَّ بَنَّٓاءٍ وَغَوَّاصٍۙ
OkunuşVeş şeyatine kulle bennain ve gavvasın.
MealBu ayetin meali 38. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/38
وَاٰخَرٖينَ مُقَرَّنٖينَ فِي الْاَصْفَادِ
OkunuşVe aharine mukarrenine fil asfad.
Meal(35-38) “Rabbim” dedi, “Beni bağışla; benden sonra hiç kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver bana. Lutfu sınırsız olan yalnız sensin.” Bunun üzerine, emriyle dilediği yöne doğru tatlı tatlı esen rüzgârı, bina kuran ve dalgıçlık yapan bütün şeytanları ve zincirlerle bağlanmış diğer yaratıkları onun buyruğuna verdik.
-
Sâd 38/39
هٰذَا عَطَٓاؤُ۬نَا فَامْنُنْ اَوْ اَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ
OkunuşHaza atauna femnun ev emsik bi gayri hisab.
Meal“Bu bizim bağışımızdır; hiçbir hesap kaygısı taşımadan ister başkalarına ver ister elinde tut” (dedik).
-
Sâd 38/40
وَاِنَّ لَهُ عِنْدَنَا لَزُلْفٰى وَحُسْنَ مَاٰبٍࣖ
OkunuşVe inne lehu ındena le zulfa ve husne meab.
MealKuşkusuz onun katımızda yüksek bir yakınlık derecesi ve güzel bir geleceği vardır.
-
Sâd 38/41
وَاذْكُرْ عَبْدَنَٓا اَيُّوبَۘ اِذْ نَادٰى رَبَّهُٓ اَنّٖي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍؕ
OkunuşVezkur abdena eyyub, iz nada rabbehu enni messeniyeş şeytanu bi nusbin ve azab.
MealKulumuz Eyyûb’u da an. O, rabbine, “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir” diye seslenmişti.
-
Sâd 38/42
اُرْكُضْ بِرِجْلِكَۚ هٰذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ
OkunuşUrkud biriclik, haza mugteselun baridun ve şerab.
Meal“Ayağını yere vur (dedik), işte yıkanılacak ve içilecek serin bir su!”
-
Sâd 38/43
وَوَهَبْنَا لَهُٓ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنَّا وَذِ كْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
OkunuşVe vehebna lehu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten minna ve zikra li ulil elbab.
MealTarafımızdan bir rahmet ve akıl iz‘an sahipleri için de anılacak bir örnek olmak üzere ona aile efradını, ayrıca bunlarla birlikte bir mislini daha bağışladık.
-
Sâd 38/44
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثاً فَاضْرِبْ بِهٖ وَلَا تَحْنَثْؕ اِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِراًؕ نِعْمَ الْعَبْدُؕ اِنَّهُٓ اَوَّابٌ
OkunuşVe huz bi yedike dıgsen fadrıb bihi ve la tahnes, inna vecednahu sabira, ni'mel abd, innehu evvab.
Meal(Bir yemini vardı.) “Eline bir demet bitki sapı alıp onunla vur ve böylece yeminini yerine getirmiş ol” (dedik). Gerçekten biz onu sıkıntılara dayanıklı bulduk. O ne güzel bir kuldu! Yönü hep Allah’a dönüktü.
-
Sâd 38/45
وَاذْكُرْ عِبَادَنَٓا اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ اُو۬لِي الْاَيْدٖي وَالْاَبْصَارِ
OkunuşVezkur ıbadena ibrahime ve ishaka ve ya'kube ulil eydi vel ebsar.
MealGüçlü ve basîretli kullarımız İbrâhim, İshak ve Ya‘kūb’u da an.
-
Sâd 38/46
اِنَّٓا اَخْلَصْنَاهُمْ بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِۚ
Okunuşİnna ahlasnahum bi halisatin zikred dar.
MealÂhiret yurdunu hatırda tutmadaki samimiyetleri sayesinde onları günahlardan arındırdık.
-
Sâd 38/47
وَاِنَّهُمْ عِنْدَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْاَخْيَارِ
OkunuşVe innehum ındena le minel mustafeynel ahyar.
MealDoğrusu onlar bizim katımızda gerçekten seçkin kılınmış, hayırlı kimseler arasındadırlar.
-
Sâd 38/48
وَاذْكُرْ اِسْمٰعٖيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِؕ وَكُلٌّ مِنَ الْاَخْيَارِؕ
OkunuşVezkur ismaile velyesea ve zel kifl, ve kullun minel ahyar.
Mealİsmâil’i, Elyesa‘ı ve Zülkifl’i de an. Hepsi de iyi kimselerdir.
-
Sâd 38/49
هٰذَا ذِ كْرٌؕ وَاِنَّ لِلْمُتَّقٖينَ لَحُسْنَ مَاٰبٍۙ
OkunuşHaza zikr, ve inne lil muttekine le husne meab.
MealBu ayetin meali 50. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/50
جَنَّاتِ عَدْنٍ مُفَتَّحَةً لَهُمُ الْاَبْوَابُۚ
OkunuşCennati adnin mufettehaten le humul ebvab.
Meal(49-50) Bu bir hatırlatmadır. Kuşkusuz Allah’a itaatsizlikten sakınanlara çok güzel bir gelecek, kapıları kendilerine ardına kadar açılacak adn cennetleri vardır.
-
Sâd 38/51
مُتَّكِـٖٔينَ فٖيهَا يَدْعُونَ فٖيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثٖيرَةٍ وَشَرَابٍ
OkunuşMuttekine fiha yed'une fiha bi fakihetin kesiretin ve şerab.
MealOrada yerlerine kurularak çeşit çeşit meyve ve içecek isteyebilecekler.
-
Sâd 38/52
وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ اَتْرَابٌ
OkunuşVe ındehum kasıratut tarfi etrab.
MealYanlarında eşlerinden başkasına bakmayan yaşıt dilberler olacak.
-
Sâd 38/53
هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ
OkunuşHaza ma tuadune li yevmil hisab.
Mealİşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
-
Sâd 38/54
اِنَّ هٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِنْ نَفَادٍۚ
Okunuşİnne haza le rızkuna ma lehu min nefad.
MealKuşkusuz bu, bitmek tükenmek bilmeyen nimetimizdir.
-
Sâd 38/55
هٰذَاؕ وَاِنَّ لِلطَّاغٖينَ لَشَرَّ مَاٰبٍۙ
OkunuşHaza, ve inne lit tagıyne le şerre meab.
MealBu ayetin meali 56. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/56
جَهَنَّمَۚ يَصْلَوْنَهَاۚ فَبِئْسَ الْمِهَادُ
OkunuşCehennem, yaslevneha, fe bi'sel mihad.
Meal(55-56) Bu böyledir. Öte yandan azgınlara da çok kötü bir gelecek, cehennem vardır; orayı boylayacaklar. Ne kötü bir yer orası!
-
Sâd 38/57
هٰذَاۙ فَلْيَذُوقُوهُ حَمٖيمٌ وَغَسَّاقٌۙ
OkunuşHaza fel yezukuhu hamiymun ve gassak.
MealBu böyledir, çünkü, bir kaynar, bir de dondurucu su! Tatsınlar onu!
-
Sâd 38/58
وَاٰخَرُ مِنْ شَكْلِهٖٓ اَزْوَاجٌؕ
OkunuşVe aharu min şeklihi ezvac.
MealBunun benzeri daha başka nice azap türleri!
-
Sâd 38/59
هٰذَا فَوْجٌ مُقْتَحِمٌ مَعَكُمْۚ لَا مَرْحَباً بِهِمْؕ اِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ
OkunuşHaza fevcun muktehımun meakum, la merhaben bihim, innehum salun nar.
Meal(İnkârcı önderlere), “İşte şunlar da sizinle beraber cehenneme girecek olanlardır” (denince), “Rahat yüzü görmesin onlar! Onlar ateşe gireceklerdir” (derler).
-
Sâd 38/60
قَالُوا بَلْ اَنْتُمْࣞ لَا مَرْحَباً بِكُمْؕ اَنْتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَاۚ فَبِئْسَ الْقَرَارُ
OkunuşKalu bel entum, la merhaben bikum, entum kaddemtumuhu lena, febi'sel karar.
MealDiğerleri, “Hayır, asıl rahat yüzü görmemesi gereken sizlersiniz; bizi bu duruma siz sürüklediniz. Ne kötü bir yer burası!” derler.
-
Sâd 38/61
قَالُوا رَبَّـنَا مَنْ قَدَّمَ لَنَا هٰذَا فَزِدْهُ عَذَاباً ضِعْفاً فِي النَّارِ
OkunuşKalu rabbena men kaddeme lena haza fe zidhu azaben dı'fen fin nar.
Meal“Ey rabbimiz!” diyecekler, “Bizi bu duruma sürükleyenlerin ateşte çekecekleri azabı bir kat daha arttır!”
-
Sâd 38/62
وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرٰى رِجَالاً كُنَّا نَعُدُّهُمْ مِنَ الْاَشْرَارِؕ
OkunuşVe kalu ma lena la nera ricalen kunna neudduhum minel eşrar.
MealVe soracaklar: “Nasıl oluyor da vaktiyle kendilerini kötülerden saydığımız adamları şimdi burada göremiyoruz!
-
Sâd 38/63
اَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِياًّ اَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْاَبْصَارُ
OkunuşEttehaznahum sıhriyyen em zagat anhumul ebsar.
MealOnları (haksız olarak) mı alaya almışız, yoksa (buradalar da) gözden mi kaçırdık?”
-
Sâd 38/64
اِنَّ ذٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ اَهْلِ النَّارِࣖ
Okunuşİnne zalike le hakkun tehasumu ehlin nar.
Mealİşte bu, yani cehennem ehlinin birbiriyle çekişmesi olayı bir hakikattir.
-
Sâd 38/65
قُلْ اِنَّـمَٓا اَنَا۬ مُنْذِرٌࣗ وَمَا مِنْ اِلٰهٍ اِلَّا اللّٰهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُۚ
OkunuşKul innema ene munzirun ve ma min ilahin ilallahul vahıdul kahhar.
MealDe ki: “Ben sadece bir uyarıcıyım. Karşı konulmaz güç sahibi tek Allah’tan başka tanrı yoktur.
-
Sâd 38/66
رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزٖيزُ الْغَفَّارُ
OkunuşRabbus semavati vel ardı ve ma beynehumel azizul gaffar.
MealO, göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin rabbidir, daima galiptir, çok bağışlayıcıdır.”
-
Sâd 38/67
قُلْ هُوَ نَبَؤٌ۬ا عَظٖيمٌۙ
OkunuşKul huve nebeun azimun.
MealDe ki: “Bu (vahiy ile gelen) çok önemli bir bilgidir.
-
Sâd 38/68
اَنْتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ
OkunuşEntum anhu mu'ridun.
MealSiz ise ona sırt çeviriyorsunuz.
-
Sâd 38/69
مَا كَانَ لِيَ مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَأِ الْاَعْلٰٓى اِذْ يَخْتَصِمُونَ
OkunuşMa kane liye min ilmin bil meleil a'la iz yahtesımun.
MealYüce topluluk, kendi aralarında tartışırlarken onlarla bulunup bilgi edinmiş değilim.
-
Sâd 38/70
اِنْ يُوحٰٓى اِلَيَّ اِلَّٓا اَنَّمَٓا اَنَا۬ نَذٖيرٌ مُبٖينٌ
Okunuşİn yuha ileyye illa ennema ene nezirun mubin.
MealBana, yalnızca apaçık bir uyarıcılık görevi yüklendiğim için vahiy gelmektedir.”
-
Sâd 38/71
اِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰٓئِكَةِ اِنّٖي خَالِقٌ بَشَراً مِنْ طٖينٍ
Okunuşİz kale rabbuke lil melaiketi inni halikun beşeren min tin.
MealHani rabbin meleklere demişti ki: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım.
-
Sâd 38/72
فَاِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فٖيهِ مِنْ رُوحٖي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدٖينَ
OkunuşFe iza sevveytuhu ve nefahtu fihi min ruhi fe kau lehu sacidin.
MealOna tam şeklini verip ruhumdan da üflediğim vakit hemen onun için secdeye kapanın.”
-
Sâd 38/73
فَسَجَدَ الْمَلٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ اَجْمَعُونَۙ
OkunuşFe secedel melaiketu kulluhum ecmaun.
MealBunun üzerine meleklerin hepsi secde ettiler.
-
Sâd 38/74
اِلَّٓا اِبْلٖيسَؕ اِسْتَكْـبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرٖينَ
Okunuşİlla iblis, istekbere ve kane minel kafirin.
MealYalnız İblîs hariç; o, kibir duygusuna kapılıp kâfirlerden oldu.
-
Sâd 38/75
قَالَ يَٓا اِبْلٖيسُ مَا مَنَعَكَ اَنْ تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّؕ اَسْتَكْـبَرْتَ اَمْ كُنْتَ مِنَ الْعَالٖينَ
OkunuşKale ya iblisu ma meneake en tescude lima halaktu bi yedeyy, estekberte em kunte minel alin.
MealAllah, “Ey İblîs” dedi, “Kendi ellerimle yarattığım şu varlığın önünde secde etmekten seni alıkoyan nedir? Büyüklük mü taslıyorsun yoksa ululardan mısın?”
-
Sâd 38/76
قَالَ اَنَا۬ خَيْرٌ مِنْهُؕ خَلَقْتَنٖي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طٖينٍ
OkunuşKale ene hayrun minh, halakteni min narin ve halaktehu min tin.
Mealİblîs, “Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” diye cevap verdi.
-
Sâd 38/77
قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَجٖيمٌۚ
OkunuşKale fahruc minha fe inneke recim.
MealAllah, “O halde çık oradan!” dedi; “Sen artık kovuldun!
-
Sâd 38/78
وَاِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتٖٓي اِلٰى يَوْمِ الدّٖينِ
OkunuşVe inne aleyke la'neti ila yevmid din.
MealKıyamet gününe kadar rahmetimden uzak kalacaksın!”
-
Sâd 38/79
قَالَ رَبِّ فَاَنْظِرْنٖٓي اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
OkunuşKale rabbi fe enzırni ila yevmi yub'asun.
Meal“Rabbim! Öyleyse insanların yeniden diriltileceği güne kadar bana mühlet ver” dedi.
-
Sâd 38/80
قَالَ فَاِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرٖينَۙ
OkunuşKale fe inneke minel munzarin.
MealBu ayetin meali 81. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/81
اِلٰى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Okunuşİla yevmil vaktil ma'lum.
Meal(80-81) Allah, “Mâlum vakte kadar mühlet verilmiş olanlar arasındasın” buyurdu.
-
Sâd 38/82
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَاُغْوِيَنَّهُمْ اَجْمَعٖينَۙ
OkunuşKale fe bi izzetike le ugviyennehum ecmain.
MealBu ayetin meali 83. ayetle birlikte verilir.
-
Sâd 38/83
اِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصٖينَ
Okunuşİlla ibadeke minhumul muhlasin.
Meal(82-83) İblîs, “Senin kudretine andolsun ki rabbim, içlerinden samimi kulların hariç, insanların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım” dedi.
-
Sâd 38/84
قَالَ فَالْحَقُّؗ وَالْحَقَّ اَقُولُۚ
OkunuşKale fel hakku vel hakka ekul.
MealAllah buyurdu: “O zaman gerçek -ki ben hep gerçeği söylerim- şudur:
-
Sâd 38/85
لَاَمْلَـَٔنَّ جَهَنَّمَ مِنْكَ وَمِمَّنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ اَجْمَعٖينَ
OkunuşLe emleenne cehenneme minke ve mimmen tebiake minhum ecmain.
MealKesinlikle ben cehennemi, sen ve bütün sana uyanlarla dolduracağım!”
-
Sâd 38/86
قُلْ مَٓا اَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ وَمَٓا اَنَا۬ مِنَ الْمُتَكَلِّفٖينَ
OkunuşKul ma es'elukum aleyhi min ecrin ve ma ene minel mutekellifin.
Meal(Resulüm!) De ki: “Sizden görevimle ilgili bir karşılık istemiyorum; ben, olduğundan başka türlü görünenlerden de değilim.”
-
Sâd 38/87
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمٖينَ
Okunuşİn huve illa zikrun lil alemin.
MealBu (Kur’an) ise bütün âlemlere kesinlikle bir öğüt ve uyarıdır.
-
Sâd 38/88
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَاَهُ بَعْدَ حٖينٍ
OkunuşVe le talemunne nebeehu ba'de hin.
MealVe onun bildirdiklerinin gerçekliğini bir zaman sonra öğreneceksiniz.
Meal: Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet). Arapça metin: Diyanet İşleri Başkanlığı mushafı (kuran.diyanet.gov.tr). Okunuş: Açık Kuran (acikkuran.com).
Sâd suresi hakkında sık sorulanlar
Sâd suresi kaç ayettir?
Sâd suresi 88 ayettir.
Sâd suresi kaçıncı sayfada?
Sâd, Kur'an-ı Kerim'in 38. suresidir. Diyanet mushafında 23. cüzde yer alır; 453. sayfada başlar, 458. sayfada biter.
Sâd suresi Mekkî mi, Medenî mi?
Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisinde Sâd suresi Mekkî olarak sınıflandırılır.