İstanbul Akşam 18:14

16 Cemaziyelevvel 1448 Destek

20. sure · Kur'an-ı Kerim

Tâhâ Suresi: Arapça, Okunuşu ve Meali

Tâhâ, Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir; Mekkî olarak sınıflandırılır ve 135 ayettir. Diyanet mushafında 16. cüzde , 312. sayfada başlar, 321. sayfada biter. Aşağıda her ayetin Arapçası, Türkçe okunuşu ve meali yer alır.

  • Kaynak: Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisi
  • Son güncelleme:
  • 20. sure
  • Mekkî
  • 135 ayet
  • 16. cüz · sayfa 312–321

Tâhâ suresinin Arapçası, okunuşu ve meali

Besmele: بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

  1. Tâhâ 20/1

    طٰهٰ

    Okunuş

    Ta, ha.

    Meal

    Tâ-hâ.

  2. Tâhâ 20/2

    مَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْاٰنَ لِتَشْقٰىۙ

    Okunuş

    Ma enzelna aleykel kur'ane li teşka.

    Meal

    Biz Kur’an’ı sana mutsuz olasın diye indirmedik.

  3. Tâhâ 20/3

    اِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشٰىۙ

    Okunuş

    İlla tezkireten li men yahşa.

    Meal

    Ancak Allah korkusu taşıyanlar için öğüt olsun diye indirdik.

  4. Tâhâ 20/4

    تَنْزٖيلاً مِمَّنْ خَلَقَ الْاَرْضَ وَالسَّمٰوَاتِ الْعُلٰىؕ

    Okunuş

    Tenzilen mimmen halakal arda ves semavatil ula.

    Meal

    O, yeri ve yüce gökleri yaratan Allah katından peyderpey gönderilmiştir.

  5. Tâhâ 20/5

    اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى

    Okunuş

    Er rahmanu alel arşisteva.

    Meal

    Rahmân olan Allah arşa istivâ etmiştir.

  6. Tâhâ 20/6

    لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرٰى

    Okunuş

    Lehu ma fis semavati ve ma fil ardı ve ma beynehuma ve ma tahtes sera.

    Meal

    Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur.

  7. Tâhâ 20/7

    وَاِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَاِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَاَخْفٰى

    Okunuş

    Ve in techer bil kavli fe innehu ya'lemus sirre ve ahfa.

    Meal

    Sen sözü ister açığa vur (ister gizle), O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir.

  8. Tâhâ 20/8

    اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ لَهُ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى

    Okunuş

    Allahu la ilahe illa huve, lehul esmaul husna.

    Meal

    Allah, O’ndan başka tanrı yoktur; en güzel isimler O’na aittir.

  9. Tâhâ 20/9

    وَهَلْ اَتٰيكَ حَدٖيثُ مُوسٰىۘ

    Okunuş

    Ve hel etake hadisu musa.

    Meal

    Mûsâ ile ilgili bilgi sana erişti mi?

  10. Tâhâ 20/10

    اِذْ رَاٰ نَاراً فَقَالَ لِاَهْلِهِ امْكُـثُٓوا اِنّٖٓي اٰنَسْتُ نَاراً لَعَلّٖٓي اٰتٖيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ اَوْ اَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

    Okunuş

    İz rea naren fe kale li ehlihimkusu inni anestu naren lealli atikum minha bi kabesin ev ecidu alen nari huda.

    Meal

    Hani o bir ateş görmüş ve ailesine şöyle demişti: “Siz bekleyin, (şu uzakta) bir ateş bulunduğunu farkettim; belki ondan size bir kor parçası getiririm veya ateşin başında bir kılavuz bulurum.”

  11. Tâhâ 20/11

    فَلَمَّٓا اَتٰيهَا نُودِيَ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Fe lemma etaha nudiye ya musa.

    Meal

    Onun yanına geldiğinde kendisine “ey Mûsâ!” diye seslenildi.

  12. Tâhâ 20/12

    اِنّٖٓي اَنَا۬ رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَۚ اِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًىؕ

    Okunuş

    İnni ene rabbuke fehla' na'leyk, inneke bil vadil mukaddesi tuva.

    Meal

    “İyi bil ki ben, evet yalnız ben senin rabbinim; artık pabuçlarını çıkar, çünkü şu anda kutsal vadide, Tuvâ’dasın.

  13. Tâhâ 20/13

    وَاَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِـعْ لِمَا يُوحٰى

    Okunuş

    Ve enahtertuke festemi' li ma yuha.

    Meal

    Ben seni seçtim, şimdi vahyedilecek olana kulak ver.

  14. Tâhâ 20/14

    اِنَّـنٖٓي اَنَا اللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدْنٖيۙ وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ لِذِكْرٖي

    Okunuş

    İnneni enallahu la ilahe illa ene fa'budni ve ekımis salate li zikri.

    Meal

    Kuşkusuz ben, yalnız ben Allahım. Benden başka tanrı yoktur. O halde bana kulluk et, beni hatırında tutmak için namazı kıl.”

  15. Tâhâ 20/15

    اِنَّ السَّاعَةَ اٰتِيَةٌ اَ كَادُ اُخْفٖيهَا لِتُجْزٰى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعٰى

    Okunuş

    İnnes saate atiyetun ekadu uhfiha li tucza kullu nefsin bima tes'a.

    Meal

    “Onun vaktini herkesten gizlemiş olsam da, her bir kişinin yapıp ettiğinin karşılığını görmesi için kıyamet mutlaka gelecektir.”

  16. Tâhâ 20/16

    فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّـبَعَ هَوٰيهُ فَتَرْدٰى

    Okunuş

    Fe la yesuddenneke anha men la yu'minu biha vettebea hevahu fe terda.

    Meal

    “Ona inanmayan ve kendi tutkularının peşinden gidenler sakın seni ona inanmaktan alıkoymasın, sonra sen de helâk olursun!

  17. Tâhâ 20/17

    وَمَا تِلْكَ بِيَمٖينِكَ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Ve ma tilke bi yeminike ya musa.

    Meal

    Nedir o sağ elindeki, ey Mûsâ?”

  18. Tâhâ 20/18

    قَالَ هِيَ عَصَايَۚ اَتَوَكَّـؤُ۬ا عَلَيْهَا وَاَهُشُّ بِهَا عَلٰى غَنَمٖي وَلِيَ فٖيهَا مَاٰرِبُ اُخْرٰى

    Okunuş

    Kale hiye asay, etevekkeu aleyha ve ehuşşu biha ala ganemi ve liye fiha mearibu uhra.

    Meal

    Dedi ki: “O benim asâmdır. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim, ona başkaca ihtiyaçlarım da var.”

  19. Tâhâ 20/19

    قَالَ اَلْقِهَا يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Kale elkıha ya musa.

    Meal

    Allah buyurdu: “Onu yere at ey Mûsâ!”

  20. Tâhâ 20/20

    فَاَلْقٰيهَا فَاِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعٰى

    Okunuş

    Fe elkaha fe iza hiye hayyetun tes'a.

    Meal

    Hemen attı. Bir de ne görsün, o akıp giden bir yılan oluvermiş!

  21. Tâhâ 20/21

    قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْࣞ سَنُعٖيدُهَا سٖيرَتَهَا الْاُو۫لٰى

    Okunuş

    Kale huzha ve la tehaf se nuiduha siretehel ula.

    Meal

    Allah, “Tut onu ve korkma, biz onu hemen eski haline döndüreceğiz” buyurdu.

  22. Tâhâ 20/22

    وَاضْمُمْ يَدَكَ اِلٰى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَٓاءَ مِنْ غَيْرِ سُٓوءٍ اٰيَةً اُخْرٰىۙ

    Okunuş

    Vadmum yedeke ila cenahıke tahruc beydae min gayri suin ayeten uhra.

    Meal

    “Şimdi de elini koynuna sok, bir hastalık yüzünden olmaksızın, bir başka mûcize olarak elin bembeyaz çıkacaktır.

  23. Tâhâ 20/23

    لِنُرِيَكَ مِنْ اٰيَاتِنَا الْكُبْرٰىۚ

    Okunuş

    Li nuriyeke min ayatinel kubra.

    Meal

    Böylece sana büyük mûcizelerimiz­den bir kısmını göstermiş olalım.

  24. Tâhâ 20/24

    اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىࣖ

    Okunuş

    İzheb ila fir'avne innehu taga.

    Meal

    Firavun’a git, çünkü o sınırı çok aştı.”

  25. Tâhâ 20/25

    قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لٖي صَدْرٖيۙ

    Okunuş

    Kale rabbişrah li sadri.

    Meal

    Mûsâ “Rabbim!” dedi, “Gönlüme ferahlık ver.

  26. Tâhâ 20/26

    وَيَسِّرْ لٖٓي اَمْرٖيۙ

    Okunuş

    Ve yessir li emri.

    Meal

    İşimi bana kolaylaştır.

  27. Tâhâ 20/27

    وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانٖيۙ

    Okunuş

    Vahlul ukdeten min lisani.

    Meal

    Dilimden düğümü çöz,

  28. Tâhâ 20/28

    يَفْقَهُوا قَوْلٖيۖ

    Okunuş

    Yefkahu kavli.

    Meal

    Ki sözümü iyi anlasınlar.

  29. Tâhâ 20/29

    وَاجْعَلْ لٖي وَزٖيراً مِنْ اَهْلٖيۙ

    Okunuş

    Vec'al li veziren min ehli.

    Meal

    Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver.

  30. Tâhâ 20/30

    هٰرُونَ اَخٖيۚ

    Okunuş

    Harune ahi.

    Meal

    Kardeşim Hârûn’u.

  31. Tâhâ 20/31

    اُشْدُدْ بِهٖٓ اَزْرٖيۙ

    Okunuş

    Uşdud bihi ezri.

    Meal

    Onunla gücümü pekiştir.

  32. Tâhâ 20/32

    وَاَشْرِكْهُ فٖٓي اَمْرٖيۙ

    Okunuş

    Ve eşrikhu fi emri.

    Meal

    Onu da görevime ortak et.

  33. Tâhâ 20/33

    كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثٖيرًاۙ

    Okunuş

    Key nusebbihake kesira.

    Meal

    Ta ki seni bol bol tesbih edelim.

  34. Tâhâ 20/34

    وَنَذْكُرَكَ كَثٖيرًاۜ

    Okunuş

    Ve nezkureke kesira.

    Meal

    Ve seni çok analım.

  35. Tâhâ 20/35

    اِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصٖيرًا

    Okunuş

    İnneke kunte bina basira.

    Meal

    Kuşkusuz sen bizi görmektesin.”

  36. Tâhâ 20/36

    قَالَ قَدْ اُو۫تٖيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Kale kad utite su'leke ya musa.

    Meal

    Allah buyurdu: “Ey Mûsâ! Dileğin kabul edildi.

  37. Tâhâ 20/37

    وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً اُخْرٰىۙ

    Okunuş

    Ve lekad menenna aleyke merreten uhra.

    Meal

    Zaten sana bir kere daha lütufta bulunmuştuk.

  38. Tâhâ 20/38

    اِذْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰٓى اُمِّكَ مَا يُوحٰىۙ

    Okunuş

    İz evhayna ila ummike ma yuha.

    Meal

    Hani annene şunu vahyetmiştik:

  39. Tâhâ 20/39

    اَنِ اقْذِفٖيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفٖيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لٖي وَعَدُوٌّ لَهُؕ وَاَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنّٖيۚ وَلِتُصْنَعَ عَلٰى عَيْنٖيۘ

    Okunuş

    Enıkzifihi fit tabuti fakzifihi fil yemmi felyulkıhil yemmu bis sahıli ye'huzhu aduvvun li ve aduvvun leh, ve elkaytu aleyke mehabbeten minni ve li tusnea ala ayni.

    Meal

    Onu sandığa koy ve ırmağa bırak; böylece ırmak onu kıyıya çıkarsın ve benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri onu alsın. (Ey Mûsâ!) Senin üzerine kendimden bir sevgi bıraktım ki (sevilesin), nezâretim altında büyütülüp yetiştirilesin.

  40. Tâhâ 20/40

    اِذْ تَمْشٖٓي اُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ اَدُلُّكُمْ عَلٰى مَنْ يَكْفُلُهُؕ فَرَجَعْنَاكَ اِلٰٓى اُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَؕ وَقَتَلْتَ نَفْساً فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُوناًࣞ فَلَبِثْتَ سِنٖينَ فٖٓي اَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلٰى قَدَرٍ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    İz temşi uhtuke fe tekulu hel edullukum ala men yekfuluh, fe reca'nake ila ummike key takarre aynuha ve la tahzen, ve katelte nefsen fe necceynake minel gammi ve fetennake futuna, fe lebiste sinine fi ehli medyene summe ci'te ala kaderin ya musa.

    Meal

    Hani kız kardeşin onlara gidip de, ‘Ona bakabilecek birini size göstereyim mi?’ diyordu. Nihayet gözü gönlü şen olsun ve kederlenmesin diye seni annene kavuşturduk. Ve birisini öldürmüştün de seni tasadan kurtarmış, ardından da seni ciddi sınavlardan geçirmiştik. Bu sebeple yıllarca Medyen halkının arasında kaldın, sonra mukadder olduğu üzere buraya geldin, ey Mûsâ!

  41. Tâhâ 20/41

    وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسٖيۚ

    Okunuş

    Vastana'tuke li nefsi.

    Meal

    Ben seni kendim için seçip yetiştirdim.”

  42. Tâhâ 20/42

    اِذْهَبْ اَنْتَ وَاَخُوكَ بِاٰيَاتٖي وَلَا تَنِيَا فٖي ذِكْرٖيۚ

    Okunuş

    İzheb ente ve ehuke bi ayati ve la teniya fi zikri.

    Meal

    “Sen ve kardeşin mûcizelerimle gidin; beni anmakta gevşeklik göstermeyin.

  43. Tâhâ 20/43

    اِذْهَبَٓا اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۚ

    Okunuş

    İzheba ila fir'avne innehu taga.

    Meal

    İkiniz beraber Firavun’a gidin, çünkü o sınırı çok aştı.

  44. Tâhâ 20/44

    فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَيِّناً لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ اَوْ يَخْشٰى

    Okunuş

    Fe kula lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşa.

    Meal

    Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyin, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer.”

  45. Tâhâ 20/45

    قَالَا رَبَّـنَٓا اِنَّـنَا نَخَافُ اَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَٓا اَوْ اَنْ يَطْغٰى

    Okunuş

    Kala rabbena innena nehafu en yefruta aleyna ev en yatga.

    Meal

    “Ey rabbimiz!” dediler, “Doğrusu onun bize karşı ileri gitmesinden veya daha da azmasından endişe ediyoruz.”

  46. Tâhâ 20/46

    قَالَ لَا تَخَافَٓا اِنَّنٖي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى

    Okunuş

    Kale la tehafa inneni meakuma esmau ve era.

    Meal

    Allah buyurdu: “Korkmayın, bilin ki ben sizinle beraberim; işitirim, görürüm.

  47. Tâhâ 20/47

    فَأْتِيَاهُ فَقُولَٓا اِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَاَرْسِلْ مَعَنَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْؕ قَدْ جِئْنَاكَ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكَؕ وَالسَّلَامُ عَلٰى مَنِ اتَّـبَعَ الْهُدٰى

    Okunuş

    Fe'tiyahu fe kula inna resula rabbike fe ersil meana beni israile ve la tuazzibhum, kad ci'nake bi ayetin min rabbik, ves selamu ala menittebeal huda.

    Meal

    Ona gidip deyin ki: Biz senin rabbinin elçileriyiz. Artık İsrâiloğulları’nı bırak bizimle gelsinler. Onlara eziyet etme. Sana rabbinden bir mûcize getirdik. Esenlik doğru yolu izleyenlerin olacaktır.

  48. Tâhâ 20/48

    اِنَّا قَدْ اُو۫حِيَ اِلَيْنَٓا اَنَّ الْعَذَابَ عَلٰى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلّٰى

    Okunuş

    İnna kad uhıye ileyna ennel azabe ala men kezzebe ve tevella.

    Meal

    Bize vahyolunmuştur ki azap, asıl, (peygamberleri) yalanlayıp yüz çevirenlerin başına gelecektir.”

  49. Tâhâ 20/49

    قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Kale fe men rabbukuma ya musa.

    Meal

    Firavun, “Sizin rabbiniz de kimmiş ey Mûsâ?” dedi.

  50. Tâhâ 20/50

    قَالَ رَبُّنَا الَّـذٖٓي اَعْطٰى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدٰى

    Okunuş

    Kale rabbunellezi a'ta kulle şey'in halkahu summe heda.

    Meal

    Mûsâ, “Bizim rabbimiz her şeye özüyle ve biçimiyle varlık veren, sonra da işin yolunu yordamını gösterendir” diye cevap verdi.

  51. Tâhâ 20/51

    قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْاُو۫لٰى

    Okunuş

    Kale fe ma balul kurunil ula.

    Meal

    Firavun “peki” dedi, “Gelip geçen nesillerin durumu ne olacak?”

  52. Tâhâ 20/52

    قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبّٖي فٖي كِتَابٍۚ لَا يَضِلُّ رَبّٖي وَلَا يَنْسٰىؗ

    Okunuş

    Kale ilmuha inde rabbi fi kitab, la yadıllu rabbi ve la yensa.

    Meal

    Mûsâ, “Onlar hakkındaki bilgi rabbimin katındaki bir kitaptadır; rabbim ne yanılır ne unutur” dedi.

  53. Tâhâ 20/53

    اَلَّذٖى جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فٖيهَا سُبُلًا وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءًۜ فَاَخْرَجْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتّٰى

    Okunuş

    Ellezi ceale lekumul arda mehden ve seleke lekum fiha subulen ve enzele mines semai maa, fe ahrecna bihi ezvacen min nebatin şetta.

    Meal

    Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, onda size yollar açan ve gökten su indiren O’dur. Onunla her çeşitten çift çift bitkiler çıkardık.

  54. Tâhâ 20/54

    كُلُوا وَارْعَوْا اَنْعَامَكُمْؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰىࣖ

    Okunuş

    Kulu ver'av en'amekum, inne fi zalike le ayatin li ulin nuha.

    Meal

    Kendiniz yiyin, hayvanlarınızı da otlatın. Kuşkusuz bunlarda akıl sahiplerinin çıkaracağı dersler vardır.

  55. Tâhâ 20/55

    مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفٖيهَا نُعٖيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً اُخْرٰى

    Okunuş

    Minha halaknakum ve fiha nuidukum ve minha nuhricukum tareten uhra.

    Meal

    Sizi ondan yarattık, yine ona döndüreceğiz ve sonra oradan bir defa daha çıkaracağız.

  56. Tâhâ 20/56

    وَلَقَدْ اَرَيْنَاهُ اٰيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَاَبٰى

    Okunuş

    Ve lekad ereynahu ayatina kulleha fe kezzebe ve eba.

    Meal

    Andolsun ona bütün kanıtlarımızı gösterdik; fakat o yalan saydı ve kabule yanaşmadı.

  57. Tâhâ 20/57

    قَالَ اَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ اَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Kale e ci'tena li tuhricena min ardına bi sihrike ya musa.

    Meal

    Dedi ki: “Ey Mûsâ! Yaptığın sihirle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?

  58. Tâhâ 20/58

    فَلَنَاْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهٖ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَٓا اَنْتَ مَكَانًا سُوًى

    Okunuş

    Fe le ne'tiyenneke bi sıhrin mislihi fec'al beynena ve beyneke mev'ıden la nuhlifuhu nahnu ve la ente mekanen suva.

    Meal

    Biz de sana benzeri bir sihirle mutlaka karşılık vereceğiz. Şimdi sen, aramızda -senin de bizim de caymayacağımız- uygun bir yerde bir buluşma zamanı belirle.”

  59. Tâhâ 20/59

    قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزّٖينَةِ وَاَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى

    Okunuş

    Kale mev'ıdukum yevmuz zineti ve en yuhşeren nasu duha.

    Meal

    Mûsâ, “Buluşma zamanınız şenlik günü ve ahalinin toplanacağı kuşluk vakti olsun” dedi.

  60. Tâhâ 20/60

    فَتَوَلّٰى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ اَتٰى

    Okunuş

    Fe tevella fir'avnu fe cemea keydehu summe eta.

    Meal

    Bunun üzerine Firavun dönüp gitti; bütün tedbirlerini aldı, sonra (sihirbazlarıyla) geldi.

  61. Tâhâ 20/61

    قَالَ لَهُمْ مُوسٰى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍۚ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرٰى

    Okunuş

    Kale lehum musa veylekum la tefteru alallahi keziben fe yushıtekum bi azab, ve kad habe meniftera.

    Meal

    Mûsâ onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa ağır bir ceza ile kökünüzü kazır; iftira eden mutlaka perişan olur.”

  62. Tâhâ 20/62

    فَتَنَازَعُٓوا اَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَاَسَرُّوا النَّجْوٰى

    Okunuş

    Fe tenazeu emrehum beynehum ve eserrun necva.

    Meal

    Bunun üzerine yapacakları işi aralarında tartıştılar ve konuşmalarını gizli tutmaya çalıştılar.

  63. Tâhâ 20/63

    قَالُٓوا اِنْ هٰذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرٖيدَانِ اَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ اَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرٖيقَتِكُمُ الْمُثْلٰى

    Okunuş

    Kalu in hazani le sahirani yuridani en yuhricakum min ardıkum bi sihrihima ve yezheba bi tarikatikumul musla.

    Meal

    Şöyle diyorlardı: “Bunlar sizi sihirleriyle yurdunuzdan çıkarmak ve tuttuğunuz örnek yolu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdan başka bir şey değil!

  64. Tâhâ 20/64

    فَاَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّاۚ وَقَدْ اَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلٰى

    Okunuş

    Fe ecmiu keydekum summe'tu saffa, ve kad eflehal yevme menista'la.

    Meal

    O halde siz de bütün hilelerinizi birleştirin ve saf düzeninde gelin. Bugün üstün gelen kendini kurtarmıştır.”

  65. Tâhâ 20/65

    قَالُوا يَا مُوسٰٓى اِمَّٓا اَنْ تُلْقِيَ وَاِمَّٓا اَنْ نَكُونَ اَوَّلَ مَنْ اَلْقٰى

    Okunuş

    Kalu ya musa imma en tulkıye ve imma en nekune evvele men elka.

    Meal

    Dediler ki: “Ey Mûsâ! Ya sen at, yahut ilk atan biz olalım.”

  66. Tâhâ 20/66

    قَالَ بَلْ اَلْقُواۚ فَاِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ اِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ اَنَّهَا تَسْعٰى

    Okunuş

    Kale bel elku, fe iza hıbaluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim enneha tes'a.

    Meal

    O “Hayır, siz atın” dedi. Bir de baktı ki, onların ipleri ve sopaları yaptıkları sihirden ötürü kendisine doğru akıp geliyor gibi görünüyor!

  67. Tâhâ 20/67

    فَاَوْجَسَ فٖي نَفْسِهٖ خٖيفَةً مُوسٰى

    Okunuş

    Fe evcese fi nefsihi hifeten musa.

    Meal

    Mûsâ birden içinde bir korku duydu.

  68. Tâhâ 20/68

    قُلْنَا لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى

    Okunuş

    Kulna la tehaf inneke entel a'la.

    Meal

    “Korkma!” dedik, “Üstün gelecek olan kesinlikle sensin.

  69. Tâhâ 20/69

    وَاَلْقِ مَا فٖي يَمٖينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُواؕ اِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍؕ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ اَتٰى

    Okunuş

    Ve elkı ma fi yeminike telkaf ma sanau, innema sanau keydu sahır, ve la yuflihus sahıru haysu eta.

    Meal

    Sağ elindekini at da onların yaptıklarını yalayıp yutsun; onların yaptığı sihirbaz hilesinden ibaret. Sihirbaz ise amacı ne olursa olsun başarıya ulaşamaz.”

  70. Tâhâ 20/70

    فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى

    Okunuş

    Fe ulkıyes seharatu succeden kalu amenna bi rabbi harune ve musa.

    Meal

    Sonunda sihirbazlar secdeye kapandılar ve “Biz Mûsâ ile Hârûn’un rabbine iman ettik” dediler.

  71. Tâhâ 20/71

    قَالَ اٰمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ اَنْ اٰذَنَ لَكُمْؕ اِنَّهُ لَكَبٖيرُكُمُ الَّذٖي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَۚ فَلَاُقَطِّعَنَّ اَيْدِيَكُمْ وَاَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَاُصَلِّبَنَّكُمْ فٖي جُذُوعِ النَّخْلِؗ وَلَتَعْلَمُنَّ اَيُّـنَٓا اَشَدُّ عَذَابًا وَاَبْقٰى

    Okunuş

    Kale amentum lehu kable en azene lekum, innehu le kebirukumullezi allemekumus sihr, fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilafin ve le usallibennekum fi cuzuın nahli ve le ta'lemunne eyyuna eşeddu azaben ve ebka.

    Meal

    Firavun şöyle çıkıştı: “Ben size izin vermeden ona inandınız öyle mi? Anlaşılıyor ki o size sihri öğreten büyüğünüzdür. Ama ahdim olsun ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece hangimizin cezasının daha şiddetli ve kalıcı olduğunu anlayacaksınız!”

  72. Tâhâ 20/72

    قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلٰى مَا جَٓاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذٖي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَٓا اَنْتَ قَاضٍؕ اِنَّمَا تَقْضٖي هٰذِهِ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاؕ

    Okunuş

    Kalu len nu'sireke ala ma caena minel beyyinati vellezi fatarana fakdi ma ente kad, innema takdi hazihil hayated dunya.

    Meal

    Onlar şu cevabı verdiler: “Bize gelen bunca apaçık kanıtlara ve bizi yaratana karşı asla seni tercih edemeyiz. Artık sen neye hükmedeceksen et; ama sen ancak bu dünya hayatında hükmünü geçirebilirsin.

  73. Tâhâ 20/73

    اِنَّٓا اٰمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَٓا اَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِؕ وَاللّٰهُ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

    Okunuş

    İnna amenna bi rabbina li yagfire lena hatayana ve ma ekrehtena aleyhi mines sihr, vallahu hayrun ve ebka.

    Meal

    Hatalarımızdan ve bize zorla yaptırdığın sihirden ötürü bizi bağışlaması için rabbimize kesin olarak iman ettik. Hayırlı ve sürekli olan Allah’tır.”

  74. Tâhâ 20/74

    اِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَاِنَّ لَهُ جَهَنَّمَؕ لَا يَمُوتُ فٖيهَا وَلَا يَحْيٰى

    Okunuş

    İnnehu men ye'ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem, la yemutu fiha ve la yahya.

    Meal

    Kim rabbine günahkâr haliyle varırsa, bilsin ki cehennem onu beklemektedir; orada ne ölür ne de düzgün yaşar.

  75. Tâhâ 20/75

    وَمَنْ يَأْتِهٖ مُؤْمِناً قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلٰىۙ

    Okunuş

    Ve men ye'tihi mu'minen kad amiles salihati fe ulaike lehumud derecatul ula.

    Meal

    Dünya ve âhirete yararlı işler yapmış bir mümin olarak onun huzuruna çıkan kimseler için ise üstün dereceler vardır.

  76. Tâhâ 20/76

    جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدٖينَ فٖيهَاؕ وَذٰلِكَ جَزٰٓؤُ۬ا مَنْ تَزَكّٰىࣖ

    Okunuş

    Cennatu adnin tecri min tahtihel enharu halidine fiha ve zalike cezau men tezekka.

    Meal

    İçinde ebedî olarak kalacakları, altından ırmaklar akan adn cennetleri! İşte günahlardan arınanların ödülü budur.

  77. Tâhâ 20/77

    وَلَقَدْ اَوْحَيْنَٓا اِلٰى مُوسٰٓى اَنْ اَسْرِ بِعِبَادٖى فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرٖيقًا فِى الْبَحْرِ يَبَسًاۚ لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى

    Okunuş

    Ve lekad evhayna ila musa en esri bi ibadi fadrib lehum tarikan fil bahri yebesa, la tehafu dereken ve la tahşa.

    Meal

    Mûsâ’ya şöyle vahyetmiştik: “Kullarımı geceleyin yola çıkar, yetişecekler diye korku ve endişe duymaksızın onlara denizde kupkuru bir yol aç.”

  78. Tâhâ 20/78

    فَاَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهٖ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْؕ

    Okunuş

    Fe etbeahum fir'avnu bi cunudihi fe gaşiyehum minel yemmi ma gaşiyehum.

    Meal

    Derken Firavun askerleriyle onların peşine düştü, ama deniz onları amansızca sarıverdi.

  79. Tâhâ 20/79

    وَاَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدٰى

    Okunuş

    Ve edalle fir'avnu kavmehu ve ma heda.

    Meal

    Firavun kavmini saptırmış, doğru yolu göstermemişti.

  80. Tâhâ 20/80

    يَا بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ قَدْ اَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوٰعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْاَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوٰى

    Okunuş

    Ya beni israile kad enceynakum min aduvvikum ve vaadnakum canibet turil eymene ve nezzelna aleykumul menne ves selva.

    Meal

    Ey İsrâiloğulları! Böylece sizi düşmanınızdan kurtardık ve Tûr’un sağ tarafında sizinle sözleştik; size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik.

  81. Tâhâ 20/81

    كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فٖيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٖيۚ وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبٖي فَقَدْ هَوٰى

    Okunuş

    Kulu min tayyibati ma rezaknakum ve la tatgav fihi fe yahılle aleykum gadabi ve men yahlil aleyhi gadabi fe kad heva.

    Meal

    Size rızık olarak verdiğimiz iyi ve temiz şeylerden yiyin ama bunda ölçüyü aşmayın, yoksa gazabıma uğrarsınız; kim gazabıma uğrarsa artık uçuruma yuvarlanmış demektir.

  82. Tâhâ 20/82

    وَاِنّٖي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحاً ثُمَّ اهْتَدٰى

    Okunuş

    Ve inni le gaffarun li men tabe ve amene ve amile salihan summehteda.

    Meal

    Şu da bilinmeli ki, ben tövbe edip yürekten inanan ve iyi işler yapan, sonra da doğru yolda sebat eden kimselere karşı çok bağışlayıcıyım.

  83. Tâhâ 20/83

    وَمَٓا اَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسٰى

    Okunuş

    Ve ma a'celeke an kavmike ya musa.

    Meal

    (Allah buyurdu ki:) “Seni halkından aceleyle ayrılmaya sevkeden neydi ey Mûsâ!”

  84. Tâhâ 20/84

    قَالَ هُمْ اُو۬لَٓاءِ عَلٰٓى اَثَرٖي وَعَجِلْتُ اِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضٰى

    Okunuş

    Kale hum ulai ala eseri ve aciltu ileyke rabbi li terda.

    Meal

    Şöyle cevap verdi: “Onlar da benim izimdeler; benden hoşnut olasın diye sana gelmekte acele ettim ey rabbim.”

  85. Tâhâ 20/85

    قَالَ فَاِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَاَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ

    Okunuş

    Kale fe inna kad fetenna kavmeke min ba'dike ve edallehumus samiriyy.

    Meal

    Allah, “Fakat” dedi, “Biz senden sonra kavmini sınadık ve Sâmirî onları yoldan çıkardı.”

  86. Tâhâ 20/86

    فَرَجَعَ مُوسٰٓى اِلٰى قَوْمِهٖ غَضْبَانَ اَسِفًاۚ قَالَ يَا قَوْمِ اَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًاۜ اَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ اَمْ اَرَدْتُمْ اَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَاَخْلَفْتُمْ مَوْعِدٖى

    Okunuş

    Fe recea musa ila kavmihi gadbane esifa, kale ya kavmi e lem yaıdkum rabbukum va'den hasena, e fe tale aleykumul ahdu em eredtum en yahılle aleykum gadabun min rabbikum fe ahleftum mev'ıdi.

    Meal

    Bunun üzerine Mûsâ öfkeli halde ve hayıflanarak kavmine döndü. Şöyle dedi: “Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Peki size bu süre çok mu uzun geldi, yoksa rabbinizin gazabına uğramak istediniz de onun için mi bana verdiğiniz sözden döndünüz!”

  87. Tâhâ 20/87

    قَالُوا مَٓا اَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلٰكِنَّا حُمِّلْنَٓا اَوْزَارًا مِنْ زٖينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذٰلِكَ اَلْقَى السَّامِرِىُّۙ

    Okunuş

    Kalu ma ahlefna mev'ıdeke bi melkina ve lakinna hummilna evzaren min zinetil kavmi fe kazefnaha fe kezalike elkas samiriyy.

    Meal

    Şöyle cevap verdiler: “Sana verdiğimiz söze bilerek ve isteyerek aykırı davranmış değiliz; fakat şu kavmin (Mısır halkının) ziynet eşyalarından bir kısmını yüklenmiştik, onları (haram diye ateşe) attık; çünkü Sâmirî de aynı şekilde atmıştı.”

  88. Tâhâ 20/88

    فَاَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلاً جَسَداً لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هٰذَٓا اِلٰهُكُمْ وَاِلٰهُ مُوسٰى فَنَسِيَؕ

    Okunuş

    Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvarun fe kalu haza ilahukum ve ilahu musa fe nesiy.

    Meal

    Derken onlara böğürebilen bir buzağı heykeli yaptı. (Ona uyanlar) “İşte bu sizin de tanrınız, Mûsâ’nın da tanrısıdır, fakat o bunu unuttu” dediler.

  89. Tâhâ 20/89

    اَفَلَا يَرَوْنَ اَلَّا يَرْجِعُ اِلَيْهِمْ قَوْلاًۙ وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَراًّ وَلَا نَفْعاًࣖ

    Okunuş

    E fe la yerevne ella yerciu ileyhim kavlen ve la yemliku lehum darren ve la nef'a.

    Meal

    Peki görmüyorlar mıydı ki o (heykel) kendilerine bir sözle karşılık veremiyordu, onlara zarar veremediği gibi fayda da sağlayamıyordu!

  90. Tâhâ 20/90

    وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هٰرُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ اِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهٖۚ وَاِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمٰنُ فَاتَّبِعُونٖي وَاَطٖيعُٓوا اَمْرٖي

    Okunuş

    Ve lekad kale lehum harunu min kablu ya kavmi innema futintum bih ve inne rabbekumur rahmanu fettebiuni ve etiu emri.

    Meal

    Gerçek şu ki daha önce Hârûn onlara, “Ey kavmim! Siz bununla sınanmaktasınız; kuşkusuz sizin rabbiniz o rahmândır. O halde bana uyun ve emrime itaat edin” demişti.

  91. Tâhâ 20/91

    قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفٖينَ حَتّٰى يَرْجِعَ اِلَيْنَا مُوسٰى

    Okunuş

    Kalu len nebreha aleyhi akifine hatta yercia ileyna musa.

    Meal

    Şöyle cevap verdiler: “Mûsâ yanımıza dönünceye kadar ona tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

  92. Tâhâ 20/92

    قَالَ يَا هٰرُونُ مَا مَنَعَكَ اِذْ رَاَيْتَهُمْ ضَلُّواۙ

    Okunuş

    Kale ya harunu ma meneake iz reeytehum dallu.

    Meal

    Bu ayetin meali 93. ayetle birlikte verilir.

  93. Tâhâ 20/93

    اَلَّا تَتَّبِعَنِؕ اَفَعَصَيْتَ اَمْرٖي

    Okunuş

    Ella tettebian, e fe asayte emri.

    Meal

    (92-93) (Mûsâ dönünce) dedi ki: “Ey Hârûn! Onların saptıklarını gördüğünde beni izlemekten seni alıkoyan neydi? Yoksa emrime isyan mı ettin?”

  94. Tâhâ 20/94

    قَالَ يَبْنَؤُ۬مَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتٖي وَلَا بِرَأْسٖيۚ اِنّٖي خَشٖيتُ اَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنٖٓي اِسْرَٓائٖلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلٖي

    Okunuş

    Kale yebneumme la te'huz bi lıhyeti ve la bi re'si, inni haşitu en tekule ferrakte beyne beni israile ve lem terkub kavli.

    Meal

    O şöyle cevap verdi: “Ey anamın oğlu! Sakalımı saçımı çekme. Emin ol ki ben senin, ‘Sözüme riayet etmedin de İsrâiloğulları’nın arasına ayrılık soktun!’ diyeceğinden endişelenmiştim.”

  95. Tâhâ 20/95

    قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ

    Okunuş

    Kale fe ma hatbuke ya samiriyy.

    Meal

    Mûsâ sordu: “Peki senin zorun neydi ey Sâmirî?”

  96. Tâhâ 20/96

    قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهٖ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ اَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذٰلِكَ سَوَّلَتْ لٖي نَفْسٖي

    Okunuş

    Kale basurtu bi ma lem yabsuru bihi fe kabadtu kabdaten min eserir resuli fe nebeztuha ve kezalike sevvelet li nefsi.

    Meal

    “Ben onların görmediklerini gördüm, bu yüzden elçinin izinden bir avuç avuçladım ve onu attım. Nefsim beni böyle yapmaya itti” diye cevap verdi.

  97. Tâhâ 20/97

    قَالَ فَاذْهَبْ فَاِنَّ لَكَ فِي الْحَيٰوةِ اَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَۖ وَاِنَّ لَكَ مَوْعِداً لَنْ تُخْلَفَهُۚ وَانْظُرْ اِلٰٓى اِلٰهِكَ الَّذٖي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفاًؕ لَنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنْسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفاً

    Okunuş

    Kale fezheb fe inne leke fil hayati en tekule la misase ve inne leke mev'ıden len tuhlefeh, vanzur ila ilahikellezi zalte aleyhi akifa, le nuharrikannehu summe le nensifennehu fil yemmi nesfa.

    Meal

    (Mûsâ) şöyle dedi: “Haydi git! Artık hayatın boyunca sana düşen ‘Bana dokunmak yok!’ demekten ibarettir. Ve bil ki asla kaçıp kurtulamayacağın bir hesap günü de seni beklemektedir. Şimdi şu tapıp durmakta olduğun tanrına bir bak; biz onu iyice yakacağız, sonra da küllerini denize savuracağız!”

  98. Tâhâ 20/98

    اِنَّـمَٓا اِلٰهُكُمُ اللّٰهُ الَّذٖي لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَؕ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً

    Okunuş

    İnnema ilahukumullahullezi la ilahe illa huv, vesia kulle şey'in ilma.

    Meal

    Sizin yegâne tanrınız o Allah’tır ki O’ndan başka ilâh yoktur. O ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.

  99. Tâhâ 20/99

    كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْـبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْراًۚ

    Okunuş

    Kezalike nakussu aleyke min enbai ma kad sebak, ve kad ateynake min ledunna zikra.

    Meal

    İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Kuşkusuz sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik.

  100. Tâhâ 20/100

    مَنْ اَعْرَضَ عَنْهُ فَاِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ وِزْراًۙ

    Okunuş

    Men a'rada anhu fe innehu yahmilu yevmel kıyameti vizra.

    Meal

    Kim ondan yüz çevirirse bilsin ki kıyamet günü ağır bir günah yüklenecektir.

  101. Tâhâ 20/101

    خَالِدٖينَ فٖيهِؕ وَسَٓاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ حِمْلاًۙ

    Okunuş

    Halidine fih, ve sae lehum yevmel kıyameti hımla.

    Meal

    Ebedî olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet günü bu onlar için ne kötü bir yüktür!

  102. Tâhâ 20/102

    يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمٖينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقاًۚ

    Okunuş

    Yevme yunfehu fis suri ve nahşurul mucrimine yevme izin zurka.

    Meal

    O gün sûra üfürülür ve günahkârları o gün gözleri göğermiş olarak toplarız.

  103. Tâhâ 20/103

    يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا عَشْراً

    Okunuş

    Yetehafetune beynehum in lebistum illa aşra.

    Meal

    “On günden fazla kalmadınız” diyerek aralarında fısıldaşırlar.

  104. Tâhâ 20/104

    نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ اِذْ يَقُولُ اَمْثَلُهُمْ طَرٖيقَةً اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا يَوْماًࣖ

    Okunuş

    Nahnu a'lemu bima yekulune iz yekulu emseluhum tarikaten in lebistum illa yevma.

    Meal

    İçlerinden en aklı başında olanı, “Hayır, ancak bir gün kaldınız” der. Halbuki söyledikleri şeyi en iyi biz biliriz.

  105. Tâhâ 20/105

    وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبّٖي نَسْفاًۙ

    Okunuş

    Ve yes'eluneke anil cibali fe kul yensifuha rabbi nesfa.

    Meal

    Sana dağları soruyorlar. De ki: “Rabbim onları un ufak edip savuracak.

  106. Tâhâ 20/106

    فَيَذَرُهَا قَاعاً صَفْصَفاًۙ

    Okunuş

    Fe yezeruha kaan safsafa.

    Meal

    Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacak.

  107. Tâhâ 20/107

    لَا تَرٰى فٖيهَا عِوَجاً وَلَٓا اَمْتاً

    Okunuş

    La tera fiha ivecen ve la emta.

    Meal

    Orada artık ne bir kıvrım ne de bir tümsek görürsün.

  108. Tâhâ 20/108

    يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُۚ وَخَشَعَتِ الْاَصْوَاتُ لِلرَّحْمٰنِ فَلَا تَسْمَعُ اِلَّا هَمْساً

    Okunuş

    Yevme izin yettebiuned daıye la ivece leh, ve haşeatil asvatu lir rahmani fe la tesmeu illa hemsa.

    Meal

    O gün herkes çağırıcıya uyar; ondan kaçıp kurtulma imkânı yoktur. Rahmânın heybetinden sesler kısılmıştır; artık çok hafif sesler dışında bir şey işitemezsin.

  109. Tâhâ 20/109

    يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ اِلَّا مَنْ اَذِنَ لَهُ الرَّحْمٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلاً

    Okunuş

    Yevme izin la tenfauş şefaatu illa men ezine lehur rahmanu ve radıye lehu kavla.

    Meal

    O gün -rahmânın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler müstesna- şefaatin bir yararı olmaz.

  110. Tâhâ 20/110

    يَعْلَمُ مَا بَيْنَ اَيْدٖيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحٖيطُونَ بِهٖ عِلْماً

    Okunuş

    Ya'lemu ma beyne eydihim ve ma halfehum ve la yuhitune bihi ılma.

    Meal

    Onların önlerinde ve arkalarında olanı O bilir. Onların bilgisi ise O’nu kuşatamaz.

  111. Tâhâ 20/111

    وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِؕ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْماً

    Okunuş

    Ve anetil vucuhu lil hayyil kayyum, ve kad habe men hamele zulma.

    Meal

    Diri ve her şeyin varlığı kendine bağlı olan Allah’ın huzurunda yüzler (başlar) hicapla eğilmiştir; zulmü yüklenmiş olan ise hüsrana uğramıştır.

  112. Tâhâ 20/112

    وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْماً وَلَا هَضْماً

    Okunuş

    Ve men ya'mel mines salihati ve huve mu'minun fe la yehafu zulmen ve la hadma.

    Meal

    Mümin olarak dünya ve âhiret için yararlı iyi işler yapan kimseye gelince, o ne büsbütün, hatta ne de kısmen haksızlığa uğramaktan korkar.

  113. Tâhâ 20/113

    وَكَذٰلِكَ اَنْزَلْنَاهُ قُرْاٰناً عَرَبِياًّ وَصَرَّفْنَا فٖيهِ مِنَ الْوَعٖيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ اَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْراً

    Okunuş

    Ve kezalike enzelnahu kur'anen arabiyyen ve sarrafna fihi minel vaidi leallehum yettekune ev yuhdisu lehum zikra.

    Meal

    İşte, sakınsınlar yahut hatırlamalarını sağlasın diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda uyarılarımıza tekrar tekrar yer verdik.

  114. Tâhâ 20/114

    فَتَعَالَى اللّٰهُ الْمَلِكُ الْحَقُّۚ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْاٰنِ مِنْ قَبْلِ اَنْ يُقْضٰٓى اِلَيْكَ وَحْيُهُؗ وَقُلْ رَبِّ زِدْنٖي عِلْماً

    Okunuş

    Fe tealallahul melikul hak, ve la ta'cel bil kur'ani min kabli en yukda ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidni ılma.

    Meal

    Gerçekliğinde şüphe bulunmayan, her şeye hükümran olan Allah yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan Kur’an’ı okumada aceleci davranma ve “Rabbim! İlmimi arttır” de.

  115. Tâhâ 20/115

    وَلَقَدْ عَهِدْنَٓا اِلٰٓى اٰدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماًࣖ

    Okunuş

    Ve lekad ahidna ila ademe min kablu fe nesiye ve lem necid lehu azma.

    Meal

    Biz daha önce Âdem’den söz almıştık, fakat o unuttu; biz onda yeterli bir kararlılık görmedik.

  116. Tâhâ 20/116

    وَاِذْ قُلْنَا لِلْمَلٰٓئِكَةِ اسْجُدُوا لِاٰدَمَ فَسَجَدُٓوا اِلَّٓا اِبْلٖيسَؕ اَبٰى

    Okunuş

    Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu illa iblis, eba.

    Meal

    Meleklere “Âdem’e secde edin” dedik, onlar da secde ettiler, sadece İblîs direndi.

  117. Tâhâ 20/117

    فَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اِنَّ هٰذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقٰى

    Okunuş

    Fe kulna ya ademu inne haza aduvvun leke ve li zevcike fe la yuhricennekuma minel cenneti fe teşka.

    Meal

    Bunun üzerine “Ey Âdem!” dedik, “Bil ki bu senin de eşinin de düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutluluğunu yitirirsin!

  118. Tâhâ 20/118

    اِنَّ لَكَ اَلَّا تَجُوعَ فٖيهَا وَلَا تَعْرٰىۙ

    Okunuş

    İnne leke ella tecua fiha ve la ta'ra.

    Meal

    Burada sana acıkmak da çıplak kalmak da yok.

  119. Tâhâ 20/119

    وَاَنَّكَ لَا تَظْمَؤُ۬ا فٖيهَا وَلَا تَضْحٰى

    Okunuş

    Ve enneke la tazmeu fiha ve la tadha.

    Meal

    Yine burada susuzluk çekmezsin ve sıcaktan bunalmazsın.”

  120. Tâhâ 20/120

    فَوَسْوَسَ اِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَٓا اٰدَمُ هَلْ اَدُلُّكَ عَلٰى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلٰى

    Okunuş

    Fe vesvese ileyhiş şeytanu kale ya ademu hel edulluke ala şeceretil huldi ve mulkin la yebla.

    Meal

    Derken, şeytan şöyle diyerek onun kafasını karıştırdı: “Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacının ve son bulmayacak bir hükümranlığın yolunu göstereyim mi?”

  121. Tâhâ 20/121

    فَاَ كَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِؗ وَعَصٰٓى اٰدَمُ رَبَّهُ فَغَوٰىۖ

    Okunuş

    Fe ekela minha fe bedet lehuma sev'atuhuma ve tafıka yahsıfani aleyhima min varakıl cenneti ve asa ademu rabbehu fe gava.

    Meal

    Nihayet ikisi de o ağaçtan yediler. Bunun üzerine mahrem yerleri kendilerine göründü, üstlerini cennet yaprağıyla örtmeye çalıştılar. Böylece Âdem rabbine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.

  122. Tâhâ 20/122

    ثُمَّ اجْتَبٰيهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدٰى

    Okunuş

    Summectebahu rabbuhu fe tabe aleyhi ve heda.

    Meal

    Sonra rabbi onu seçkin kıldı, tövbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.

  123. Tâhâ 20/123

    قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمٖيعاً بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّۚ فَاِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنّٖي هُدًى فَمَنِ اتَّـبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقٰى

    Okunuş

    Kalehbita minha cemian ba'dukum li ba'dın aduvv, fe imma ye'tiyennekum minni huden fe menittebea hudaye fe la yadıllu ve la yeşka.

    Meal

    Şöyle buyurdu: “İkiniz birden inin oradan, birbirinize düşman olarak. Size benden bir hidayet geldiğinde bilesiniz ki hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur.

  124. Tâhâ 20/124

    وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْرٖي فَاِنَّ لَهُ مَعٖيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى

    Okunuş

    Ve men a'rada an zikri fe inne lehu maişeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyameti a'ma.

    Meal

    Kim de beni anmaktan yüz çevirirse mutlaka sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.”

  125. Tâhâ 20/125

    قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَـنٖٓي اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَصٖيراً

    Okunuş

    Kale rabbi lime haşerteni a'ma ve kad kuntu basira.

    Meal

    O der ki: “Ey rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki daha önce gören biriydim.”

  126. Tâhâ 20/126

    قَالَ كَذٰلِكَ اَتَتْكَ اٰيَاتُنَا فَـنَسٖيتَهَاۚ وَكَذٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسٰى

    Okunuş

    Kale kezalike etetke ayatuna fe nesiteha, ve kezalikel yevme tunsa.

    Meal

    Allah buyurur: “İşte böyle! Sana âyetlerimiz geldiğinde onları unutmuştun, bu gün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!”

  127. Tâhâ 20/127

    وَكَذٰلِكَ نَجْزٖي مَنْ اَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِاٰيَاتِ رَبِّهٖؕ وَلَعَذَابُ الْاٰخِرَةِ اَشَدُّ وَاَبْقٰى

    Okunuş

    Ve kezalike neczi men esrefe ve lem yu'min bi ayati rabbih, ve le azabul ahıreti eşeddu ve ebka.

    Meal

    Haktan sapan ve rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Hiç kuşkusuz âhiretteki ceza daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

  128. Tâhâ 20/128

    اَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فٖي مَسَاكِنِهِمْؕ اِنَّ فٖي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِاُو۬لِي النُّهٰىࣖ

    Okunuş

    E fe lem yehdi lehum kem ehlekna kablehum minel kuruni yemşune fi mesakinihim, inne fi zalike le ayatin li ulin nuha.

    Meal

    Kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız onları hâlâ yola getirmedi mi? Oysa onların yurtlarında dolaşıp duruyorlar! Kuşkusuz bunlarda akıl sahiplerinin çıkaracağı dersler vardır.

  129. Tâhâ 20/129

    وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَاماً وَاَجَلٌ مُسَمًّىؕ

    Okunuş

    Ve lev la kelimetun sebekat min rabbike le kane lizamen ve ecelun musemma.

    Meal

    Eğer rabbin tarafından daha önce söylenmiş bir söz ve belirlenmiş bir vade olmasaydı, hemen yakalarına yapışılırdı.

  130. Tâhâ 20/130

    فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى

    Okunuş

    Fasbir ala ma yekulune ve sebbih bi hamdi rabbike kable tuluış şemsi ve kable gurubiha, ve min anail leyli fe sebbih ve etrafen nehari lealleke terda.

    Meal

    Sen onların söylediklerine sabret. Güneşin doğmasından önce de batmasından önce de rabbini övgüyle tesbih et; yine gecenin bazı vakitlerinde ve gündüzün iki ucunda da tesbih et ki hoşnutluğa erişesin.

  131. Tâhâ 20/131

    وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ اِلٰى مَا مَتَّعْنَا بِهٖٓ اَزْوَاجاً مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فٖيهِؕ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَاَبْقٰى

    Okunuş

    Ve la temuddenne ayneyke ila ma metta'na bihi ezvacen minhum zehretel hayatid dunya li neftinehum fih, ve rızku rabbike hayrun ve ebka.

    Meal

    Sakın kendilerini sınamak için onların bir kesimini yararlandırdığımız dünya hayatının çekiciliğine göz dikme! Rabbinin sana verdiği nimetler daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

  132. Tâhâ 20/132

    وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاؕ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًؕ نَحْنُ نَرْزُقُكَؕ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى

    Okunuş

    Ve'mur ehleke bis salati vastabir aleyha, la nes'eluke rızka, nahnu nerzukuk, vel akıbetu lit takva.

    Meal

    Aile fertlerine namazı emret, kendin de bunda kararlı ol. Senden rızık istemiyoruz; asıl biz seni rızıklandırıyoruz. Mutlu gelecek, günahlardan sakınanların olacaktır.

  133. Tâhâ 20/133

    وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتٖينَا بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّهٖؕ اَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْاُو۫لٰى

    Okunuş

    Ve kalu lev la ye'tina bi ayetin min rabbih, e ve lem te'tihim beyyinetu ma fis suhufil ula.

    Meal

    “O, rabbinden bize bir mûcize getirseydi ya!” dediler. Peki önceki sahifelerde bulunan açık kanıt onlara gelmiş değil mi?

  134. Tâhâ 20/134

    وَلَوْ اَنَّٓا اَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهٖ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَٓا اَرْسَلْتَ اِلَيْنَا رَسُولاً فَنَتَّبِعَ اٰيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ نَذِلَّ وَنَخْزٰى

    Okunuş

    Ve lev enna ehleknahum bi azabin min kablihi le kalu rabbena lev la erselte ileyna resulen fe nettebia ayatike min kabli en nezille ve nahza.

    Meal

    Eğer biz bundan önce onları bir azapla helâk etmiş olsaydık mutlaka şöyle diyeceklerdi: “Ey rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, şu zillet ve rezillik başımıza gelmeden önce ona uymuş olsaydık.”

  135. Tâhâ 20/135

    قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُواۚ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ اَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدٰى

    Okunuş

    Kul kullun muterebbisun fe terabbesu, fe se ta'lemune men ashabus sıratıs seviyyi ve menihteda.

    Meal

    De ki: “Herkes beklemekte, siz de bekleyin bakalım. Dosdoğru yolda yürüyenler kimmiş ve hidayete erenler kimmiş, yakında anlayacaksınız!”

Meal: Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet). Arapça metin: Diyanet İşleri Başkanlığı mushafı (kuran.diyanet.gov.tr). Okunuş: Açık Kuran (acikkuran.com).

Tâhâ suresi hakkında sık sorulanlar

Tâhâ suresi kaç ayettir?

Tâhâ suresi 135 ayettir.

Tâhâ suresi kaçıncı sayfada?

Tâhâ, Kur'an-ı Kerim'in 20. suresidir. Diyanet mushafında 16. cüzde yer alır; 312. sayfada başlar, 321. sayfada biter.

Tâhâ suresi Mekkî mi, Medenî mi?

Tevazu uygulamasındaki Kur'an verisinde Tâhâ suresi Mekkî olarak sınıflandırılır.

Tevazu uygulaması

Tâhâ suresini ayet ayet takip ederek dinleyin

Uygulamada hafız seçin, sesi indirip çevrimdışı dinleyin; 13 dilde meal ve Türkçe okunuş bir arada.

Telefonunuzun kamerasıyla okutun
Tevazu Kur'an ekranı: hatim takibi, sureler, cüzler ve sayfalar